Menü

Ali Şahin Uluslararası Göç Sempozyumu’nda Konuştu

Ali Şahin Uluslararası Göç Sempozyumu’nda Konuştu

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Gaziantep Üniversitesi işbirliğinde 11-13 Mayıs 2012’de Gaziantep’te düzenlenen “Dünyanın ve Türkiye’nin Gerçeği; GÖÇ” adlı Uluslararası Sempozyumda AK Parti Gaziantep Milletvekili ve GASAM Başkanı Ali ŞAHİN tarafından sunulan “Tarihsel Gelişimi ile Uluslararası Göç” konulu bildiri.


Göç denince insanlık tarihinin hangi noktasına kadar zihinsel bir yolculuk yapabileceğimi düşündüm. Tarihte ilk göçün izini sürdüm. Vardığım nokta itibariyle göçün ilk insanla birlikte başladığı kanısına vardım. Eğer sürgün değil de zorunlu bir göç olarak kabul edersek, sanırım Havva annemizle Adem Babamızın yasak elma tutkusu sonucu Cennetten Yeryüzü’ne intikalimiz insanoğlunun gerçekleştirdiği ilk göç sayılabilir.


Göç yeryüzünde doğal dengelere bağlı olarak gerçekleşen bir değişim ve dönüşüm hareketliliğidir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde gerçekleşen iklim kaymaları, oluşan ekonomik ve sosyal çekim merkezleri ve değişimleri ne kadar doğalsa buna bağlı olarak gelişen göç olayları da o denli doğaldır.


Yeryüzü ve insan ilişkisinin bir yansıması olarak Göç tarihine göz attığımızda göçlerin insanlığın gelişimi, kimi millet ve medeniyetlerin oluşumu kimilerinin de ortadan kalkması gibi insanlık üzerinde çok güçlü etkiler bıraktığını görüyoruz. Bugüne kadar dünya üzerinde ve ülkeler arasında gerçekleşmiş göçlere baktığımızda göçlerin savaş, ekonomi, kıtlık, iklim değişiklikleri, dini ve siyasi etkenlerle tetiklendiklerini görüyoruz. Bu noktayı biraz örneklendirmek gerekirse;


4. Yüzyılın ortalarında gerçekleşen Kavimler göçünün insanlık ve özellikle de Avrupa tarihi üzerinde çok önemli tesirler bıraktığını görüyoruz. Bu tarihte Hunlar Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki bölgeden Don ve Volga nehirleri arasındaki bölgeye kaymışlardır. Hunların bu bölgede yerleşmesiyle kendilerini tehdit altında hisseden çoğunluğu Cermen olan Vizigotlar, Ostrogotlar, Gotlar, Gepitler ve Vandallar batıya doğru göç etmeye başladılar.


Romalıların barbar olarak adlandırdığı bu kavimler önlerine çıkan diğer kavimleri yurtlarından atarak Batı Avrupa’da İspanya ve Kuzey Afrika’ya kadar ilerlediler. Kavimler Göçü diye bilinen bu göçler şu önemli sonuçları doğurmuştur:


– Kavimlerin birleşmesi ile yeni milletler ortaya çıkmıştır.
– Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır.
– Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkılmıştır.
– Avrupa’da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıkmıştır.
– İlk çağ sona ermiş, Orta Çağ başlamıştır.
– Milletlerin ortaya çıkmasındaki katkıları çok fazla olmuştur.


Zihnimi yokladığımda tarihin akışına etki eden diğer önemli bir göç olayı ise Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye gerçekleştirdiği göç olmuştur. Arapça’da ve İslami Literatürde göç anlamına gelen Hicreti, doğurduğu sonuçlar itibariyle insanlık tarihinde gerçekleşen en etkili siyasi göçlerden biri olarak niteleyebiliriz. Bu göç sonucunda Medine’de İslam Dininin temelleri atılmış ve 1400 yılı aşkın süredir yeryüzünde hüküm süren yeni bir medeniyet doğmuştur.


Yine Dünya ve Avrupa tarihinde kıtlığa bağlı olarak gerçekleşen bir başka önemli göç de 1845 yılında İrlanda’da gerçekleşmiştir. İrlanda’da baş gösteren tarımsal bir hastalık nedeniyle patates tarlalarının telef olmasıyla birlikte İngiltere sömürgesi altındaki İrlanda’da kıtlık ve açlık ortaya çıkmış ve tarihçilere göre 1 milyon İrlandalı yaşamını kaybetmiş, 2 milyon İrlandalı ise çoğunluğu ABD olmak üzere Avrupa’nın çeşitli bölgelerine göç etmişlerdir. Bugün Amerika’da yaşayan İrlandalı sayısı 44 milyon olarak bilinmektedir ve Amerika’daki İrlandalı etkinliğinin göç oluşturmaktadır.


Dünya tarihinde savaşlara bağlı olarak gerçekleşen göçlere verebileceğimiz çarpıcı bir örnek de 1947 yılında İngiliz İşgalinin sona ermesiyle birlikte Hindistan’ın bölünmesi sürecine yaşanan göç olayıdır. Bölünme sonrası Hindistan ve Pakistan arasında 4 yıl içerisinde 14.5 milyon insan göç etmiş. Yaklaşık 3,5 milyon insan da bu hızlı ve zor şartlar altında gerçekleşen tarihin önemli göçü sırasında kaybolmuştur.

Son olarak ülkemizden Almanya merkezli Avrupa’ya gerçekleşen göçe baktığımızda ekonomik içerikli bir göç olduğunu görürüz. 1950’li yıllarda Avrupa’ya gerçekleşen Türk göçü Avrupa’da yaklaşık 5 milyona varan bir Türk varlığı oluşturdu. Almanya ve Avrupa’nın kalkınmasında önemli bir emek harcayan Türk işçiler ilerleyen yıllarda Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri tarafından entegrasyon adı altında bir asimilasyon politikasına tabi tutulmak istenmiştir. Dini ve Kültürel farklılıklar ve kaygılar vatandaşlarımızın Avrupa’daki entegrasyonları sürecinde sorun yaratırken Avrupa ülkelerinin de bu yöndeki endişeleri ortadan kaldırmak yerine beslediklerine şahit olduk. Tüm olumsuzluklara rağmen Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimizin Avrupa’ya entegrasyonlarının belli bir oranda gerçekleştiğini de söyleyebiliriz.


Geçtiğimiz günlerde Almanya’da İzerlon kentinde yaşayan gurbetçilerimizle buluştuk. Almanya’da karşı karşıya kaldıkları kimi ayrımcılık ve sıkıntıları dinledik. İzerlonda yaşayan vatandaşlarımız bir evi satın alarak camiye cevirmişler. Ardından caminin güvenliğini sağlamak için etrafındaki evleri de satın almışlar. Şimdi caminin bulunduğu bütün bir mahalle Türklerden oluşuyor.


Dünya üzerinde gerçekleşen göçlerin niteliğinin ve yarattığı algının zaman içerisinde değiştiğini görüyoruz. Bir zamanlar istenmeyen, itici ve tehditmiş gibi algılanan göç, içinde bulunduğumuz zaman diliminde önemli bir dönüşüm süreci yaşıyor. Yaşlanan, üretim gücü ve dinamizmini kaybeden kimi Avrupa dünya ülkeleri göç politikalarını köklü bir biçimde değiştirerek göç mıknatıslarıyla ülkelerine olan göçü kaliteli ve dinamik hale getirmek için teşvik etmeye başlamışlardır.


Bu konuda çaba harcayan göç uzmanları bırakın ülkeleri aynı ülke içindeki kentlerin bile önümüzdeki on yıl içinde kentlerin gelişim ve büyümesine katkı sağlayacak yetenekli ve dinamik göçü çekmek için birbirleri ile rekabet içine gireceklerini işaret ediyorlar.


Hindistan ve Çin’in yanı sıra Avrupa ve ABD gibi gelişmiş ekonomilerde hızla büyüyen kentsel ortamlar ve kent devletleri ya en iyi üniversiteleri kurarak, en iyi mezunları çekmek için en iyi şirketlere ev sahipliği yaparak ya da aileler için daha iyi konut ve yaşam koşulları sunarak kendilerini çekici büyüme mıknatısları olarak pazarlamaya hazırlanıyor. En iyi yetenekleri çeken mıknatıs olmak, birçok kentin belediye başkanı tarafından ekonomik ve sosyal bir öncelik olarak görülecektir. Ulusal düzeyde bakıldığında, birçok gelişmiş ülkede doğurganlık oranları düşmeye, bağımlılık oranları yükselmeye ve sürekli ekonomik büyüme arzusu alevlenmeye devam ederken, ülkeden ülkeye göç gittikçe olumlu bir ekonomik ışık altında değerlendirilecektir. Bu durumda, ülkeler ihtiyaç duydukları göçmenler için daha çok rekabet edecek. Bugün, sadece Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi birkaç ülke vasıflı göçü fiilen ve açıkça teşvik ediyor. Hepsi nüfuslarını en iyi insanlardan oluşturmayı amaçlayan özgün modeller benimsiyor ve sadece kamu politikalarında açıkça belirtilen, belirli boşlukları dolduran vasıflı göçmenleri kabul ediyor. Yeni Zelanda’da nüfusun % 23’ü göçmenlerden oluşurken, Auckland’da bu oran % 40’a yaklaşıyor. Kanada’da, devletin göç planı her yıl gelen 250,000 göçmenin ülkeye nasıl ve nerede entegre edileceğini ve ekonomik büyümeye katkıda bulunmalarının nasıl sağlanacağını açıkça ortaya koyuyor. Kanada gibi, göçün hem çok uluslu hem çok kültürlü bir ortam yaratacak ölçüde büyümeyi desteklediği ülkelerin açtığı yoldan giden diğer ülkeler özellikle en iyi yetenek gruplarını çekmeye çalışacaklar.

Göç uzmanları önümüzdeki on yılda, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya Japonya gibi ülkelere Batı Avrupa’nın büyük bölümü ve ABD’nin de katılmasını bekliyor. Japonya ve Batı Avrupa’nın büyük bölümü özellikle düşen doğum oranları ve ekonomilerinin uzun vadede büyümeye devam etmesi yönünde artan baskılar gibi sorunlarla mücadele ediyor.


Bu durumda, geçmişte göçün önüne engeller koymakla suçlanmalarına rağmen, gelecekte belirli beceriler sunabilecek göçmenleri çekmeye çalışmaları bekleniyor. Artık nominal net göçten memnun olmamaları nedeniyle, ülke düzeyinde en iyi doktorlar hemşireler; mühendisler ve öğretmenler için rekabet edecekler Sonuç olarak, Peter Mc Leod gibi göç uzmanlarının vurguladığı gibi, “ülkeler doğru yetenek ve kültürel karmaya ulaşabilmek adına, özellikle göç veren ülkeleri hedefleyecek ve kendilerini göç için ideal varış noktaları olarak pazarlayacaklar. Yeni göç veren ülkelerde göç stratejileri geliştirecek. Bugün sadece Filipinler gibi birkaç ülke, vasıflı işçileri başka ülkelere çalışmak ve ailelerine para göndermek üzere göç etmeye aktif olarak teşvik ederken, uluslararası göçten dövizler ülke ekonomilerine gittikçe daha çok katkı sağladıkça, her geçen gün daha çok ülke bu yoldan ilerlemeye başlayacak. Bu gelişme özellikle Sahra Attı Afrika gibi bölgelerde önemli olabilir ve belki de anavatanın başarılı ekonomik büyümesi üzerinde büyük bir yük oluşturabilir. Ayrıca vergi teşvikleri ve benzeri uygulamalar aracılığıyla, Avrupa ve ötesinde birçok ülke geçmişte kaybettikleri vasıflı işçileri geri kazanmaya çalışacak. Bu değişen dinamikle birlikte medya belki de göçü olumsuz olarak değerlendirmekten ve kültürel bir tehlike olarak görmekten vazgeçecektir. Göç mıknatısı ilginin en üstünde yer almak istiyorlarsa. Kentlerin ve ülkelerin çok-kültürlü bir toplumu desteklemeye ve göçmenlerin hoş karşılanmasını ve yeteneklerinden yararlanılmasını sağlamaya daha çok odaklanması gerekecek.


Ülkeler doğru yetenek ve kültürel karmaya ulaşabilmek adına, özellikle göç veren ülkeleri hedefleyecek ve kendilerini göç için ideal varış noktaları olarak pazarlayacaklar. Bugün dünyada 213 milyondan fazla uluslararası göçmen bulunuyor ve bu dünya nüfusunun yüzde 3,1’i anlamına geliyor. Bunların 15 milyonu BM tarafından sığınmacı olarak sınıflanmıştır. Yani ekonomik göçmen olarak görülebileceklerin sayısı 200 milyonun biraz altındadır. Her yıl 2,7 milyon kişi gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş dünya ülkelerine göç etmektedir: 1,3 milyonu Avrupa ülkelerine ve 1,2 milyonu da Kuzey Amerika ülkelerine. Ancak bu uluslararası göçün büyük kısmı, her ne kadar ülkeden ülkeye olsa da, bölgeler içinde gerçekleşmektedir.


Avrupa’da, ekonomik göçmenlerin Doğu ve Batı arasında serbestçe gidip gelmesi son on yılın göze çarpan bir sosyal ve politik konusu olmuştur. 2010’da Asya’da, Çin’den gelen net yıllık göçmen sayısı yaklaşık 346 bin, Hindistan’dan gelenler 200 bin ve Filipinler’den gelenler de l60 bindi. Batı’daki sınır yetkilileri için gerçek ve somut bir sorun oluşturmasına ve göç alan pek çok ülkede —özellikle ABD’de— duygusal ve politik bir sorun niteliği taşımasına rağmen, bütün olarak bakıldığında uluslararası göçmenlik, doğal nüfus büyümesine kıyasla, nüfus artışında önemli bir faktör değildir.


2015 yılında, saatte 32 kişi Şanghay’a, 39 kişi Kinshasa ve Cakarta’ya, 42 kişi Mumbai ve Karaçi’ye, 50 kişi Dhaka’ya ve 58 kişi de Lagos’a göç ediyor olacak.


Kategoriler:
Konuşma

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.