Menü

00:00

00:00, kendimi bulduğum andır… Işıl ışıl apartman dairelerinin, kenti adeta sokak sokak istila eden karanlığa yenik düşüp uykuya daldığı 00.00 anları, ruhumun, düşüncelerimin, duygularımın adeta geceye meydan okurcasına uyandığı, dirildiği saatlerdir…


Pakistan’da geçen öğrencilik yıllarımda Karaçi’nin iklim şartları öğleden sonraları ders çalışmaya imkan tanımazdı. Hint Okyanusuna kıyı Karaçi’de kavurucu cehennem sıcakları nemle bütünleştiğinde hücrelerinize; sıcaklığın esnetici, mayıştırıcı cazibesine teslim olmaktan başka çare kalmazdı.


Karaçi’de hayat, benim için 00:00 da başlardı.  Ve gece, büyük bir keyifle ders çalışmak için oturduğum loş masa ışığı altında sinir bozucu sivrisinek taarruzlarına rağmen 03.00’e kadar devam ederdi. O yıllarda 00:00 saatleri Hint Okyanusu kıyılarında, kimseler duymasın diye başımızdan aşırdığımız sabun kokulu nevresimler altında annelerimize duyduğumuz özlemleri dindirmek adına iç çeke çeke döktüğümüz gözyaşları saatleriydi.


Karaçili günlerimin bünyemde bıraktığı en büyük iz vücut saatimle ilgilidir. Nerdeyse 7 yıl hemen hemen her gün yaşanan 00:00 rutini, vücut saat ayarlarımı uyku için 03:00’e ayarladı. O gün bugündür halâ gece, saat 03:00’e merhaba demeden gözlerim asla kapanmaz…


Kısa yaz gecelerinde ise 00:00 saatleri kuyruklu yıldız avına çıktığımız zamanlardı. Köylerde kerpiçten yapılmış evlerin damına serdiğimiz yatakların içinde kayan yıldızları kovalamayı ne kadar da özledim. Üzerime dökülecekmiş gibi parlayan milyarlarca yıldızı hayal etmek, uzandığım yün döşeğin üzerinde parmağımı neredeyse dokunacak gibi uzattığım samanyolu ve 00:00 larda kayan her bir yıldızla yaşamlarımızdan birilerinin kopup gittiğini hissetmek, bugün hatırladıkça tarifsiz acılar yaşadığım 00:00 çocukluk hatıraları.


Kısa yaz gecelerinin ardından, mevsim sararıp hazan rengi aldığında 00:00’larda  hüzün şiirlerine teslim olurdu ruhum. Hele de dışarıda pencereme eskilerden kalma efkârlı bir şarkı notasında vuran bir yağmur senfonisi varsa. Demli bir bardak çay eşliğinde başımı pencereye dayayıp yağmur kokusu eşliğinde ruhumu 00:00’a teslim ederdim. İçimden her kelimesi vuslat kokan, şiirler yazmak geçerdi yağmura adanmış.


İmam Hatipli yıllarımda bir gün edebiyat öğretmenimiz herkese bir şiir vereceğini ve bu şiiri ezberleyip hayatımız boyunca unutmamamızı istemişti. Kurayla belirlenen şiirler arasından bana Ümit Yaşar Oğuzcan’ın o eşsiz “Beni Unutma” şiiri düşmüştü. O şiiri asla unutmadım:


Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile.
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi (00:00) vurduğu zaman
Beni unutma…


Dizesiyle başlayan bu müstesna şiir, tesadüf müdür bilmem ama yine ruhumun bir kelebeğin bahara uyanışı, ya da kar çiçeğinin kışa uyanışı gibi uyandığı saatler olan 00:00’lara hitap ediyordu.


00:00 benim için o kadar çok şey ifade ediyor ki; uyanış, arınma, diriliş, hüzün, göz yaşı, ayrılık, yeni bir başlangıç, hayatımızdan kayıp gitmelerine engel olamadığımız yıldızlar ve daha ötesi…


Bu nedenle bu hafta ki yazımda sizlerle soğuk ve gerilimli dış politika cümleleri yerine yüreğimden dökülen 00:00’lara dair hisleri paylaşmak istedim…


Bazen kendimizi 7-8-9 la başlayıp, 15-16-17 diye devam eden gerilimli ve beyhude çırpınışlarla dolu saatlerden kurtarıp, sütliman bir rıhtıma demir atmak kadar huzur verici olan 00:00’ın sahillerine atmalıyız…


00:00, belki de insan olduğumuzu her gün yeniden hatırlamamız, fabrika ayarlarımıza dönmemiz, tevekkül edip rabıtaya durmamız için eşsiz bir buluşma anı.


Ve an itibariyle saat 03.14. Yani vücut saatimin uyku için gong vurduğu anlar… Sizi vakti yaratan, vaktin üzerine and içen tüm vakitlerin Rabbine emanet ediyorum…

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.