Menü

Çelik Leydi Merkel

Çocukluk yıllarımda memleketimden Almanya’ya işçi olarak giden komşularımız olurdu. Anadolu deyimiyle Alamanya o yıllarda toplumsal hayatımızın gündeminde sürekli yer işgal eden bir ifadeydi. Ve ben çocuk aklımla Alamanya’yı Türkiye’den farklı bir yer olarak değil, Türkiye'nin doğal bir uzantısı, parçası gibi tahayyül ederdim.



Çocukluk yıllarımın ardından liseli yıllara geçtiğimde tarih kitaplarımızın çoğu zaman gurur, kimi zaman hüzün duyduğumuz sayfaları arasında gezinirken Almanlarla tek bir millet gibi omuz omuza savaştığımızı ve ortak kaderleri paylaştığımızı okudum.


Gençlik yıllarımda ise efsane kaleci Schumacher, Rummenigge ve Breitner gibi Alman futbol panzerlerini tanıyıp sempati duydum.


Diyeceğim o ki, Türk insanının şuur altındaki Almanya algısı aşağı yukarı bende olduğu gibi son derece müspetti. Ta ki, Luteryen bir papazın kızı olan Angela Merkel Almanya’da ipleri göğüsleyene kadar.  Merkel, devri iktidarında izlediği bazen gizli bazen açık Türkiye karşıtı politikalarla Türk insanının şuur altındaki Almanya’yı İngilizlerin 2. Dünya savaşında Berlin’i yerle bir etmeleri gibi tahrip etti. Türk-Alman ilişkileri Merkel döneminde Alman istihbaratının Türk makamlarını dinlemesiyle tarihin en gerilimli ve türbülanslı sürecine girdi.


Geçtiğimiz günlerde ziyaretimize gelen Merkel’in partisine mensup Alman milletvekillerine bu duygularımı aynen ifade ettikten sonra son cümlemi “Lütfen sayın Merkele söyleyin Türk halkının şuur altındaki müspet Almanya algısını heder etmesin” şeklinde tamamladım sözlerimi. Kısa süreli bir şaşkınlığın ardından heyete başkanlık yapan Hristiyan Demokratlardan eski bakan, Alman Milletvekili Oliver Wittke Merkel’i savunma pozisyonuna geçti. Recep Tayyip Erdoğan’ı sert bulan Wittke Erdoğan’a benzer bir Merkel profili çizince “Yani sayın Erdoğan gibi” şeklindeki tanımlamam gülüşmelere yol açtı.


Aslında Angela Merkel,  sadece Türklerin şuur altındaki Almanya’ya hasar vermedi. Kimi aklı selim Almanların zihnindeki Almanya’yı da kirletti. Çok değerli bir ağabeyimin Alman eşi Beate Hanım da bunlardan biri. Geçtiğimiz hafta Afyon kampında karşılaştığımız Beate Hanım Şansölye Merkel’in Türkiye karşıtı politikalarının kendisini ne kadar rahatsız ettiğini anlattı uzun uzadıya.


Aslında bir bakıma Şansölye Merkel’i anlamak gerekiyor. Geçtiğimiz hafta Güneydoğu Avrupa Parlamenterler Asamblesi çalışmaları için Arnavutluk’taydım. Tiran Büyükelçimizi dinlerken Türkiyemle bir kez daha gurur duydum. Başta Arnavutluk olmak üzere neredeyse tüm Balkanlarda Türkiye ihracatta Almanya’nın üstünlüğünü ele geçirmiş durumda. Bir bakıma Güneydoğu Avrupa üzerinde gizli bir Türkiye-Almanya ekonomik ve siyasi nüfuz savaşı var.


Merkel izlediği sert ve tavizsiz görünümlü politikalarla özellikle de Türkiye karşıtı tavırlarıyla tüm Avrupa’nın liderliğine soyunmuş durumda. İngiltere ve Avrupa tarihinde önemli bir iz bırakan Demir Leydi Margaret Thatcher’den daha etkili ve güçlü bir Çelik Leydi Angela Merkel imajı oluşturmaya çalışıyor.


Türkiye karşıtlığı Avrupa’da çoğu zaman iş yapmış ve politikacılara pirim kazandırmış olabilir. Ancak neredeyse 1 asırdan buyana süren bu politikaların artık Avrupa’ya bir faydası olmayacak gibi. Ne Avrupa eski Avrupa, ne de Türkiye eski Türkiye…


Tarih yeniden şekilleniyor. Güç ve zenginlik Batı’dan Doğu’ya doğru büyük bir akış içinde… Artık kendi çözümlerini üretebilen, alternatifleri olan ekonomik ve siyasi nüfuz coğrafyasını sınırlarının çok uzaklarına güçlü bir şekilde taşımış, farklı coğrafya ve kültürlerde sempati toplayan, parlayan bir Türkiye var.


Birilerinin Şansölye Merkel’e Türkiye’yi kendisine rakip değil ortak görmesinin daha yararlı olacağını söylemesinde yarar var. Yazılmış kaderler asla değiştirilemez… Ve Türkiye’nin kaderinde büyümek, güçlenmek ve liderlik var.

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.