Menü

El Kaide Out Işid In

Ülkemizdeki think tanklerden biri olan Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanlığını yürüttüğüm yıllardan bu yana dünya üzerindeki terör örgütlerini inceler araştırırım. El Kaide, Pakistan Taliban Hareketi (TTP), Cundullah, Leşker-i Tayyiba, Eşşebab, Boko Haram ve nihayet IŞİD sürekli araştırıp analiz ettiğimiz örgütlerdi.


Yine Milat Gazetesi’ndeki ilk yazım olan “Ağaçları Kendi Kurtları İle Devirin” başlıklı makalemde küresel güçlerin ekonomik ve siyasi hedeflerini konvonsiyonel savaş yerine nasıl kendi ürettikleri terör örgütleri ile vurduklarından bahsetmiştim. Yine 2009 yılında kaleme aldığım ve o günün Star Gazetesi’nde de yayınlanan “Güney Asya’nın Kutsal Orduları” başlıklı analizimde bu konuyu etraflıca işlemiştim.


Hem yazdığım makalelerde, hem çıktığım kimi TV programlarında, seminer ve sohbetlerde hem de sosyal medya üzerinden IŞİD’in de bu bağlamda gizli servisler tarafından karanlık laboratuarlarda ürerilmiş bir örgüt olduğunu dile getirmiştim.


Geçtiğimiz günlerde Snowden’in IŞİD’in Mossad ve CIA tarafından üretildiğini ifade etmesiyle birlikte konu bir anda manşetlere taşındı. Uzun süredir dile getirdiğim bir konunun gizli servisler içinden sızmış Snowden tarafından da dile getirilmesi tespitlerimizi doğrulaması açısından önemliydi.


Küresel güçler son derece kuşkulu ve karanlık bir operasyonla Bin Ladin’i her nasılsa denize atarak etki coğrafyasını ve misyonunu kaybeden El Kaide’nin fişini çekti. Onun yerine Ortadoğu’daki siyasi ve coğrafi bölünmüşlüğe mezhepsel bir bölünmeyi de ekleyerek Ortadoğu’da adeta kıyamet iklimlemeyi hedefleyen Irak Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) devreye soktular.


Diğer bir deyişle El Kaide out IŞİD in oldu. Şimdi asıl soru ise kimin Afganistanlaştırılacağı kimin Pakistanlaştırılacağı sorusu.


Dün ajanslar dünya gündemine yansıyan ABD kaynaklı son derece önemli bir haber geçtiler. “ABD, IŞİD liderini küresel terörist ilan etti” başlıklı bu haber, Ortadoğu’nun geleceği ve Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemliydi. ABD, IŞİD’in liderini küresel terörist ilan ederek IŞİD’i resmen devreye sokmuş, diğer bir deyişle Ortadoğu arenasına sürmüş oldu.


Belli ki önümüzdeki süreçte Irak ve Suriye merkezli sınırlarımızın güneyi bütün bir Ortadoğu Afganistanlaştırılırken Türkiye Pakistanlaştırılmaya çalışılacak. Afganistan’ı üs edinen El Kaide ve Taliban’ın Pakistan’ı nasıl istikrarsızlaştırdığını düşünürsek önümüzde çok zorlu bir sürecin bizi beklediğini görmek zorundayız.


Öncelikle IŞİD’in en önemli hedeflerinden birinin Türkiye olacağını ve olduğunu bilmek lazım. IŞİD ilerleyen süreçte Türkiye içinde etkin faaliyetler yürütmek adına toplumsal zemin oluşturma, sempatizan kazanma ve psikolojik operasyonlar yürütüyor. IŞİD’i besleyen Selefi akım Türkiye içinde zemin ediniyor. Geçtiğimiz aylarda yapılan bir dini kimlik araştırmasında kendini selefilik akımına yakın bulan kişilerin oranı 1/1000. Yani her 1000 kişiden biri kendini selefiliğe yakın buluyor.


Furkan Medya adıyla son derece profesyonel bir tanıtım, medya ve propaganda ağına sahip olan IŞİD, sosyal medya ortamını çok güçlü ve etkin kullanıyor. Türkiye’deki genç, muhafazakar ve adrenalin gücü yüksek insan kaynağı profili IŞİD için iştah kabartan bir nitelik taşıyor.


Özellikle Suriye ve Irak’a sınır olan illerimizin bu anlamda önemli riskler içerdiğini söyleyebiliriz. Terör bir bulaşıcı hastalık gibidir. İnsanlar üzerinde hızla yayılma özelliğine sahiptir. IŞİD’in Uzakdoğu, Avrupa ve Amerika dahil çok farklı coğrafyalardan insan devşirdiği gerçeği terörün epidemik etkisinin somut bir göstergesidir.


Türkiye olarak içinden geçtiğimiz sürecin son derece hassas olduğunu bilmek zorundayız. Özellikle güney sınırlarımızın yoğun istihbarat ve ajanlık faaliyetleriyle teröre karşı hassaslaştırılması söz konusu. Türkiye’nin güvenlik algı ve stratejilerini bu doğrultuda yenilediğini düşünüyorum. Yenilenmedi ise bu konunun ivediyen ele alınması zorunlu gibi görünüyor.


Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ve Ahmet Davutoğlu’nun gündemde olan Başbakanlığı ile daha da güçlenecek olan Türkiye’nin fincancı katırlarını ürkütmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Tüm tedbirlerimizi de buna göre almak zorundayız.

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.