Menü

Güvenlik İhraç Eden Bir Türkiye

Askerliğimi her biri İslam Aleminin farklı kırlarından derlenmiş bir çiçek buketi gibi hissettiğim şehitlerimizle hemhal bir ruh haliyle, Çanakkale’de yaptım.


Halep’ten Bakü’ye Hakkari’den Saraybosna’ya dünyanın dört bir yanından gelip, canını Çanakkale’de bugünkü Türkiye için feda etmiş medeniyet coğrafyamızın şehitleri, aslında kim ve ne olduğumuzun da çok değerli bir tanımı.

Hiç kuşkusuz vatan topraklarının her karışı bir başka kutsal ve mübarek. Ancak Çanakkale’nin hüzün kokan manevi iklimi altında 116. Jandarma Er Eğitim Alayında geçen askerlik günlerim, hayatımın oldukça değerli anlarından bir kesitti.

Böyle bir günde mıntıka temizliğinin ardından komutanlarımızla çayıra yayılmış askerlik sohbeti yaparken kendilerine şu şekilde bir soru yönelttim; “Türkiye’de bedensel, düşünsel, fikri ve birikimsel anlamda farklı kabiliyetlere haiz aşağı yukarı her vatandaş kimi kısa dönem, kimiyse uzun TSK’nın tezgahından geçiyor. Ve biz bu insanlarımıza askerlik görevleri süresince önemli bütçelerle bakım yapıyoruz. Acaba elimizden geçen bu insanlarımızın aklı olanın aklından, ilmi olanın biliminden, bedeni olanın enerjisinden istifade edip, asker ocaklarında kurulacak atölyelerde bir üretim ağı oluşturamaz mıyız?”

Bilgece bulduğum ve takdir beklediğim bu soru karşısında aldığım cevap benim açımdan soğuk duş etkisindeydi; “Biz sadece güvenlik üretiriz.”

Bu sohbet ve aldığım kısa ve keskin cevap zihnimde oluşan TSK imajının da temelini oluşturur. Peki TSK ürettiğini söylediği tek kalem ürün olan “güvenliği” gerçek anlamda üretebildi mi? Üretebildi ise hangi kalite ve standartta bir “güvenlik” üretebildi? Bu sorular, baktığınız yere, konjonktür ve şartlara göre farklı cevaplar bulabilir.

Ancak aslolan şu ki Türkiye PKK gibi dünyanın çetin ve çok tehlikeli terör örgütlerinden birine karşı tam 30 yıl mücadele etti. 30 bin civarında insan kaybına uğradı. PKK ile mücadeleye ayrılan bütçeden bahsedilirken de 500 milyar dolar ve üstü rakamlar telaffuz ediliyor.

Asıl soru ise şu; Türkiye 30 yıl, 30 bin insan ve en az 500 milyar dolarlık bir terörle mücadele bedeli karşısında terörle mücadele konusunda bir knowhow ve kazanım elde edebildi mi?

Biraz daha açmak gerekirse şunu demek istiyorum. İsrail bugün dünyanın en gelişmiş savunma ve terörle mücadele teknolojisine sahip bir ülke. Bunu neye borçlu peki? Tabi ki, Ortadoğu’da izlediği düşmanca politikalara ve Hamas ve Hizbullah kaynaklı güvenlik kaygılarına borçlu. Yani bugün İsrail savunma sanayinin ve teknolojisinin altında yatan gerçek İsrail’in öncelikli güvenlik kaygıları. En çok hangi alanda korku ve endişeleriniz varsa o alanda uzmanlaşıyor ve yetenek sahibi oluyorsunuz. Bu aslında işin doğasında var.

Doğaya indiğinizde de canlılar üzerinde benzer özellikler görürsünüz. En basitiyle bukalemun doğal bir savunma sistemi ile düşmanlarına karşı kendini kamufle eder. Kimi canlıların düşmanlara karşı koku, bazısının mürekkep, kimin ses, kiminin zehir, kiminin de fiziksel özellikleriyle maruz kaldıkları tehditlere karşı doğal bir savunma sistemi geliştirdiklerini görürüz. Yani aslında canlıların savunma sistemlerini belirginleştiren ve geliştiren doğada maruz kaldıkları tehditlerin niteliğidir.

Peki doğada bile canlıların tehdit kaynaklı bir savunma sistemi geliştirdiklerine ve doğanın akışı içinde bunun doğal bir gelişim süreci olduğuna tanıklık ediyor isek, Türkiye son 30 yıl içinde terörle mücadele noktasında ortaya bir knowhow, teknoloji, sistem veya yöntem koyabilmiş midir?

Çok ağır bedeller ödeyerek ortaya koyduğumuz terörle mücadele sürecinin bir sonucu olarak Türkiye’den dünyanın önde gelen terörle mücadele sistemleri geliştiren, üreten ve pazarlayan bir ülke olmasını beklemek ne derece haksız bir beklenti olabilir?

Sanırım bir Mossad ajanının hatıralarında okumuştum. Bu hatıraya göre İsrail Sri Lanka’daki Tamil gerillalarına hükümet güçlerine karşı etkin bir gerilla savaşı eğitimleri verirken aynı zamanda hükümet güçlerine de Tamil gerillalarının saldırılarına karşı nasıl etkin bir savunma ve mücadele gerçekleştirebilirler bunun eğitimlerini veriyordu. Ve her iki eğitimi de oldukça büyük bir kampta aynı anda, aynı yerde tarafları birbiri ile karşılaştırmadan veriyordu.

Kısacası şunu söylemek istiyorum. Dünyanın 6. büyük askeri gücüne sahip Türkiye’nin tüm deneyimlerini bir knowhow, savunma sistemleri ve savunma eğitimlerine dönüştürerek pazarlaması lazım. Peşmergelere verilen askeri eğitimler ve yine ABD ile ÖSO için anlaşmaya varılan eğit ve donat projesi kapsamında verilecek askeri eğitimler Türkiye için ciddi bir üretim ve pazarlama alanıdır.

Günümüz dünyasının ve özellikle de zengin körfez ve Ortadoğu ülkelerinin öncelikli yaşamsal ihtiyaçlarından biri de güvenliktir. Türkiye artık hem savunma, elektronik terörle mücadele sistemleri hem de eğitim satma yönünde altyapı oluşturmalı.

Geçtiğimiz aylarda Katar’a ihraç edilen ilk yerli İHA araçları bu yönde atılmış önemli bir adımdı.

Hayatta kalmanın petrolden ve enerjiden daha değerli bir ihtiyaç olduğunu unutmayalım!

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.