Menü

Hakan Fidan’ın Günlüğü

Rehine ifadesini her duyduğumda nedense zihnim beni alıp her defasında 1979 yılına, Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ne, İranlı üniversite öğencileri tarafından İran Devrimi’nde rehine olarak alınan diplomatlara götürür.


Tahran rehine krizi dünya kamuoyunun gündemini yıllarca işgal etmiş ve ana haber bültenlerinin gündemden düşmeyen haberi olmuştu. Geçtiğimiz aylarda ziyaretime gelen bir Japon diplomat o yıllarda Tahran’dan Türk Hava Yolları’nın yardımı ile kurtarılan Japon diplomatlar için bir kez daha şükranlarını sunmuş ve bu konuda Japon-Türk yapımı bir film senaryosu üzerinde çalıştıklarını ifade etmişti.


Yanlış hatırlamıyor isem Hollywood Tahran’da o yıllarda yaşanan rehine krizini defalarca beyaz perdeye taşıdı. Bu serinin en son remake filmini geçtiğimiz yıl “Argo” adıyla izleme fırsatı bulduk. Filmlere konu olan rehine krizi İran ile ABD arasında yaşanan en büyük krizlerden biriydi. CIA bir gece rehinelerini kurtarmak için körfez üzerinden sessiz bir operasyon düzenledi. Ne var ki operasyon dramatik bir şekilde ABD helikopterlerinin İran çöllerinde düşmesiyle dramatik bir şekilde başarısızlıkla sonuçlandı…


Rehine krizlerine müdahale ülkeler için son derece riskli ve kritiktir. Savaştan çok daha zor, sonucu asla kestirilemeyen, riskleri oldukça yüksek operasyonlar çoğu kere dramatik şekilde son bulur. 2012 Mart’ında İngiliz istihbaratının Nijerya’da tutulan biri İngiliz diğeri İtalyan iki rehine için düzenlediği operasyon her iki rehinenin de ölümü ile sonuçlanmış beceriksiz bir operasyondu. Nitekim hem İngiliz hem de İtalyan kamuoyu operasyonu uzun süre eleştirmiş ve gündemde tutmuşlardı.


Geçmişte yaşanmış büyük rehine krizlerine bakıldığında MİT’in 100 günü aşkın bir sürenin ardından IŞİD gibi son derece merhametsiz bir örgütün elinden 49 vatandaşımızı burunları dahi kanamadan alması çok büyük bir rehine ve kriz yönetimi başarısıdır.


Bu başarılı operasyon hem MİT’in hem de Türkiye’nin Ortadoğu üzerindeki nüfuz ve yaptırım gücünü, saha hakimiyeti ve diplomasi yeteneklerini ortaya koyuyor. Bu operasyon bir yönüyle dünyada yaşanmış rehine krizlerinden ayrılıyor ve önem arzediyor. Rehine krizlerine genelde silah ve güçle müdahale edilir ve hatta bunun için yetiştirilmiş, eğitilmiş özel rehine timleri vardır.


Ancak MİT’in tek kurşun atmadan süreci yönetmesi ve rehinelerin hayatını tehlikeye atmadan, Türkiye’yi IŞİD gibi tarihin en kanlı ve acımasız örgütlerden biri ile çatışma noktasına taşımadan operasyonu sonlandırması benzer örgütlerini kıskandıracak türden bir başarıdır. MİT istihbaratta asıl başarının silahsız ve kansız elde edilen başarı olduğunu ispat etmiştir.


Bu operasyon Türkiye’nin bölgedeki en büyük güç olduğunu somut bir şekilde ortaya koyan bir operasyondur. Türkiye’nin özellikle bölgedeki aşiretler üzerindeki saygınlığı, yaptırım gücü bu krizin kansız bir şekilde yönetilmesi ve sonlandırılmasında kilit faktör olmuştur.


Kamuoyu’nda konuşulmadı ama 49 rehine başarısından önce MİT’in asıl ve belki de çok daha önemli başarısı bence İsrail’in Gazze saldırıları sürecinde ortaya koyduğu performanstı. Bugünlerde en çok merak ettiğim şey, tutuyor mudur bilmiyorum ama, Hakan Fidan’ın günlükleri. Birgün Hakan Fidan’ın hatıralarında bu operasyonların perde gerilerini şaşırarak okuyacağımızı düşünüyorum. Ya da bir gün tarih İsrail’in Gazze saldırıları sırasında MİT’in çabalarını yazdığında eminimki çok farklı şeyler hissedeceğiz. Belki de O savaş bir İsrail Gazze savaşından öte MİT-MOSSAD savaşıydı.


49 Rehine,  MİT tarihinde bir kırılma ve dönüm noktası olarak yer alacak. Bu operasyon başarısı MİT’i dünya istihbarat örgütleri arasında CIA, MOSSAD ve KGB gibi adı sık anılan örgütler arasına yerleştirecek.

Bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. İstihbarat bir devletin güvenlik bağlamında en önemli gücü, beyni ve hafızasıdır. Güçlü bir devlet olmanın olmazsa olmaz unsurlarından biri de güçlü bir istihbarat teşkilatıdır. Devletler güçlerini istihbaratlarından alırlar. Onun içindir ki ABD bir CIA devleti, Rusya bir KGB, İsrail ise bir MOSSAD devletidir.


MİT’in Hakan Fidan sonrası ortaya koyduğu performans ve başarısı aynı zamanda neden Cemaat operasyonuna maruz kaldığı sorusunun da en açık cevabı sanırım.


Son olarak şu noktaya vurgu yapmak istiyorum. ABD, Alman ve İsrail istihbaratlarının Türkiye’yi dinleme, izleme çabaları gayet normal. Zaten varlık sebepleri de bu. Ayrıca büyüyen ve büyüdükçe fincancı katırlarını ürküten bir Türkiye’nin dinlenmesi gurur verici. Asıl soru bizim de aynı imkan ve kabiliyetlere sahip olup olmadığımız sorusu ki ben bu konuda bizim de epey katır ürküttüğümüzü düşünüyorum…

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.