Menü

HDP’nin Kobani Cinneti

Terör örgütü IŞİD’in Ayn El Arap diğer adıyla Kobani kuşatması ve sonrasında Türkiye’de HDP tarafından fitili ateşlenen şiddet ve vandalizm iklimi Türkiye ve bölgede bir çok değişimi tetikleyecek önemli bir süreç gibi.


Öncelikle şu noktayı belirtmekte yarar var. İdlip, Hama, Humus, Halep, Azez, Rakka yani nerdeyse Suriye’nin her bir kentinde tam 4 yıldır 300 bin kadın, çocuk, yaşlı her türlü vahşi savaş yöntemleri ile katledilirken çıtı çıkmayanların bugün terkedilmiş bir kent olan  Kobani üzerindeki IŞİD saldırılarından dolayı Türkiye’de ortaya koydukları şarlatanlık iğrenç ve mide bulandırıcı.


Suriye’de kimyasal silahlarla, varil bombaları ve her türlü vahşi savaş yöntemleriyle öldürülen çocuk sayısı 30 bini aşarken AK Parti’yi izlediği Suriye politikalarından dolayı eleştirenlerin söz konusu Kobani olunca Türkiye’den Kobaniye müdahale beklemeleri ne derece iki yüzlü bir kimlik taşıdıklarını ortaya koyması bakımından ibretlik bir haleti ruhiye.


Türkiye açısından son derece stratejik bir Türkmen kenti olan Musul, IŞİD tarafından işgal edilip konsolosu ile beraber 46 vatandaşı esir alındığında dahi askeri bir müdahale gerçekleştirmeyip sabır ve diplomasi ile meseleyi çözen Türkiye’den bütün yaşayanları 2 gecede Türkiye’ye sığınmış ve terkedilmiş bir kent olan Kobani’ye müdahale istemek ne kadar mantıklı.


Türkiye için Musul ne ise Kobani de odur. Kobani, Musul, Halep bizim coğrafyamızın doğal uzantıları olan akraba şehirlerimizdir. Bu nedenledir ki Türkiye tarihinin belki de en hızlı sığınmacı kabulünü yaparak 2 gece de 130 bin toplamda ise 185 bin Kobanili kardeşine sınırlarını ve kucaklarını açtı.


Yaşayan ve bilen birisi olarak söylüyorum; Türkiyenin 4 yıllık Suriye krizi boyunca 2 gün içinde 130 bin Suriyeliyi bir anda kabülü vaki bir durum değil.


Tüm bu gerçekler ortada iken, üstüne üstlük TBMM Genel Kurulu’nda çıkarılan Tezkereye de hayır oyu kullanmış olmalarına rağmen HDP’nin ortaya koyduğu akıl almaz Kobani tavrı tarihi bir hezeyandır.


Selahattin Demirtaş kuşkusuz Kürt vatandaşlarımızı Kobani bahanesiyle sokaklara ve eyleme davet ederek siyasi hayatının en büyük hatasını yaptı. Gelişen olaylar ve basın toplantısında döktüğü boncuk boncuk terin her damlasında bu akıl tutulmasının izlerini görürsünüz. “Bunları yapanlar bizimkiler değil” derken hangi seviyelere düştüğünün aslında kendisi de farkındaydı.


Kobani olayları Kürt hareketleri açısından tam bir kırılma noktasıdır. Özellikle HDP bu sürecin kaybedenidir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde % 10 bandına yaklaşan Kürt oylarının HDP’nin Kobani kışkırtması ile birlikte bir çakılma yaşaması kaçınılmaz gibi görünüyor. HDP’nin adayı Demirtaş’a son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy vermiş olan Kürt seçmenlerin büyük bir hayal kırıklığı yaşadıkları ortada.


Enteresandır bu makaleyi kaleme aldığım sırada Nizip’ten arayan bir vatandaşımız “Selahattin Demirtaş’a söyleyin son seçimlerde O’na oy verenler arasında Türk kökenliler de vardı. Bunu unutmasınlar ve ona göre davransınlar!” diyerek HDP’nin Kobani gösterileri sürecindeki rolüne tepkisini ortaya koyuyordu.


Zaten aslına bakarsanız ve herkes de biliyor ki mesele, PKK ve PYD güçleri dışında sivilin yok denecek kadar az olduğu terkedilmiş Kobani meselesi değil.


Mesele; Kobani düştüğünde bölgede bu zamana kadar yaratılmış psikolojik, siyasi bir çok algı altüst ve yerle bir olacak.


Mesele Kobani değil, bölgedeki ayrılıkçı Kürt hareketlerinin, adeta dokunulmazlık zırhı giydirilmiş Kuzey Irak Kürt Yönetiminin, baş edilemez güç algısı oluşturulmuş PKK, PYD ve YPG’nin, Türkiye’de kendini zafer kazanmış sultanlar gibi gören HDP’nin düşecek olan maskeleridir.


Kopartılan kıyametin sebebi Kobani’nin düşmesi ile kaybedecekleri alan hakimiyeti ve psikolojik üstünlükleridir. Yoksa 185 bin insanı Türkiye’ye sığınmış, terkedilmiş bir Kobani kimin umurunda.


IŞİD karşısında bozguna uğrayan Kobani değil, şımarmış ve şımartılmış menfaatçi, ırkçı Kürt siyasetidir.


Çöken Kobani değil, bugüne kadar masum Kürtlerin kanlarıyla beslenen kirli, taşeron, maşa Kürt siyasetçilerin kurdukları çıkar imparatorluklarıdır.


Tüm bu yaşananlardan özellikle HDP’nin çıkarması gereken önemli bir ders var; HDP çözüm sürecinini tehdit ve şantajlarla değil sağduyu, mantık ve karşılıklı güvenle yürütmek zorunda. Aksi halde çözüm sürecini hedef alan kendi içlerindeki aşırı ve derin uçların hedefi olmaktan kurtulmaları zor gibi görünüyor.

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.