Menü

Küresel Güç Türkiye ve Yeryüzü Üsleri

Arkeologlar tarafından yeni keşfedilen bir medeniyetin kalıntıları üzerinde yürütülen titiz çalışmaları belgesel ekranlarından izlemek bile heyecan vericidir. Kaldı ki, bir arkeolog için hassas ve ürkek fırça dokunuşlarıyla asırlar öncesine uzanıp, kadim bir medeniyeti gün yüzüne çıkarmak tarifsiz bir heyecan olsa gerek. Bu açıdan bakıldığında yeni öğrendiğim tarihi her bilgi, keşfettiğim yeni bir kıta ya da kaybolmuş bir medeniyete asırlar sonra ilk dokunuş gibi gelir bana. Zaman ve tarih arasında süren amansız mücadelenin sonuçları asırlar ötesine kimi zaman hüzünlü bir hikaye, kimi zaman bir keşif, kimi zaman da acı bir yüzleşme olarak yansıyabiliyor.


6 asırlık mümbit ve şerefli bir İmparatorluğun genlerini taşıyan biri olarak, atalarımla buluşmak istediğimde aramızda kopuk ve kayıp bir asırla karşılaşmışımdır hep. Bu, yurdunuza dönmek ve sevdiklerinizle buluşmak için geçmeniz gereken, ancak geri döndüğünüzde halatları kopmuş ve çökmüş bir asma köprü ile karşılaşmak gibi bir şey. Aranızda ne ötesini ne de berisini görebildiğiniz derin ve sisli bir uçurum. Böyle bir durumda içinizi kaplayan yalnızlık ve çaresizlik hissine mahkum kalıyorsunuz.  İnsanoğlunun tarihiyle olan bağları yaşamsal fonksiyonlarımızı sağlayan ve bedenlerimizi saran damarlar kadar elzem. Geçmişimize doğru zihinsel bir sefer başlattığımızda belli bir noktadan sonraya gidememek ve sisli bir dünya ile karşılaşmak, geleceğimize dair sağlıklı bir kişilik kazanmamızı engelliyor. Ancak, aradan geçen birkaç asır sonra tahmin etmediğiniz uzak bir coğrafyada, atalarınıza ait hayal bile edemeyeceğiniz bir değerle karşılaşmak, tarih öncesinden size bırakılan müstesna bir mesajla buluşmak gibi geliyor. Meçhul bir şifreyi çözerek sırra mazhar oluyor ve kendinizi adeta yeniden keşfediyorsunuz…


İrlanda, zihinsel coğrafyamızın uzak limanlarında İngiltere’nin ötesinde, Atlantik Okyanusunda bir ada ülkesi. İrlandalılar, Kıta Avrupa’nın kuzeylerinde yaşayan bir halk olmasına rağmen Akdeniz insanının sıcaklığını hissettiren, gururlu ve Katolik olmaları hasebiyle de oldukça muhafazakar bir millet.  2008 yılında üç günlük bir konferans için kendimi İrlanda kıyılarında Dublin’de bulmuştum. 


Çok sevdiğim yağmur ve İrlanda’nın yemyeşil doğası dışında beni Atlantik kıyılarına çeken mistik bir tılsım daha vardı sanki. Bulunduğum süreyi azami ölçüde iyi kullanmak ve kültürel, siyasi, coğrafi dağarcığımı zenginleştirmek adına internet üzerinde İrlanda’yı araştırırken Dublin’e 50 km. uzaklıkta Drogheda adında küçük bir liman kenti ile karşılaştım. Bu kentin ambleminde yer alan  hilal ve yıldız dikkatimi çekince bir arkeolog hissiyatı ve heyecanı ile elimdeki fırçayı Drogheda üzerinde gezdirmeye başladım. Dokundurduğum her hassas fırça darbesi ile uçuşan toz yığınları arasından belirmeye başlayan manzara, bir “yeni ay” gecesinin en karanlık anından sonra, içimi aydınlatan ve ısıtan güneş gibiydi…


Yıl 1845. İrlanda ve İrlandalılar hemen yanı başlarındaki sömürge imparatorluğu İngiltere’nin acımasız istismarı altında sömürülmekte ve ezilmektedir. İktisadi ve beşeri hayat, birçoğunun mülkiyeti İngilizlere ait olan tarlalarda üretilen patateslerle kaimdir. Ne var ki, Amerika’da baş gösteren ve Atlantik Okyanusu’nu aşarak İrlanda kıyılarını da etkisi altına alan bir mantar hastalığı (Phytophtera Infestans) patates tarlalarındaki ürünlerin %30’unu telef eder. Sıkıntıya düşen İrlandalılar bir sonraki yıl hastalığın etkisini kaybedip sona ereceğini beklerken, 1846 yılında patates tarlalarının %80’ni yok olur ve açlık baş göstermeye başlar. İrlanda dilinde “Gorta Mor” yani “Büyük Açlık” şeklinde tabir edilen bu zor dönemde 1 milyon İrlandalı yaşamını yitirirken, 2 milyon İrlandalı mülteci durumuna düşer. Osmanlı’nın da her taraftan saldırıya uğradığı, hasta adam şeklinde tabir edildiği, borç içerisinde geçen zor yıllarıdır. Ancak, İrlanda’daki bu dramı haber alan cennet mekan Sultan Abdülmecid Han İrlanda’ya 10 Bin Pound (Bugünün rakamlarıyla yaklaşık 16 milyon dolar) yardım yapma kararı alır. Ne var ki, bu girişimi haber alan İngiliz Kraliçesi, hemen yanı başlarında ve bir sömürgeleri olduğu halde kendileri sadece 2000 Pound yardım yaparken, Osmanlının bu yardımı yapamayacağını beyan eder ve sadece 1000 Pound tutarında bir yardıma izin verir. Sultan Abdülmecid diplomatik zekasıyla bu durumu kabul eder görünür ve 1000 Poundluk yardımı yapar. 

Ancak, ağzına kadar gıda dolu 5 yelkenli gemiyi de gizlice yola çıkarır. Dublin limanlarına yaklaşan Osmanlı yelkenlileri, İngilizler tarafından haber alınınca limana yanaşmalarına izin verilmez. Bunun üzerine 5 yelkenli bir yolunu bulup Dublin’in 50 km uzağında küçük ve şirin bir liman kenti olan Drogheda’ya yanaşır ve tamamen gıdadan oluşan yüklerini buradaki limana boşaltırlar. Bu kadirşinaslık karşısında İrlanda’nın soyluları, asilzadeleri Sultan Abdülmecit Han’a hitaben 1849 yılında övgülerle dolu, çeşitli figürlerle süslenmiş bir şükran mektubu kaleme alır ve arzederler. O tarihten bugüne Drogheda kentinin amblemini hilal ve yıldız süslemektedir. Bununla da kalmayan İrlandalılar, 1949 yılında kurdukları ve bugün İrlanda 1. Liginde “Drogheda United” adıyla mücadele eden futbol takımının amblemini de hilal ve yıldızdan oluştururlar.


Atalarımın Atlantik kıyılarında, İrlanda’da bulduğum bu izi, zihinleriyle birlikte Türkiye’yi 780 bin kilometre kare içine hapsedenler için ne anlama gelir acaba? Bande Aceh ve  Drogheda arasında Türkiye’yi yeryüzünün neresine sığdırabilirsiniz ki?


Drogheda, yeryüzünde adaletle hükmedip huzuru, iyiliği ve barışı yaymaya çalışan, zalimin karşısında mazlumun yanında yer alan 6 asırlık bir doğu medeniyetinin  ardından Türkiye’nin ve milletimizin nasıl bir zihinsel zafiyete uğratıldığının somut bir göstergesidir. Tarihin her döneminde küresel güç potansiyellerini taşımış, İslamla bütünleştikten sonra yeryüzünün her bir noktasında hüküm sürmüş milletimizin  genlerindeki bu şifreyi çözen Batı medeniyeti, genlerimizle oynayarak son asırda kendi kendine yabancı bir millet yaratmaya çalışmıştır. Küresel sömürülerinin selameti için Türkiye’nin küresel güç genlerinin felç edilmesi gerekiyordu ve bu operasyonu yaptılar. Türkiye şimdi yeniden küresel bir güç ve bu asla engellenemeyecek.


Tarihçilerimizi devreye sokarak Drogheda gibi üzeri tarihin tozlu yıllarıyla örtülmüş bu kültür noktalarımızı tek tek gün yüzüne çıkarmalıyız. Dünyanın dört bir yanına dağılmış bu ata yadigari kentler, küresel bir güç olan Türkiye’nin yeryüzüne dağılmış “Kültür Üsleri” niteliğindedir. Bande Aceh gibi, Kabil, Seul, Hartum,  Saraybosna ve Drogheda gibi daha nice ata yadigari medeniyet üslerimiz, Türkiye’nin ABD’den daha kadim ve daha güçlü bir küresel güç olduğunun somut kanıtlarıdır. ABD ve Batı yok etmek için dünyanın çeşitli noktalarında bombalarla dolu şer üsleri kurarken atalarımızın yaşatmak için kurmuş oldukları kültür üslerini tek tek açığa çıkarmalıyız. Yeryüzündeki asıl gücün askeri ve nükleer güç olmadığını merhamet ve insanlık gücü olduğunu ortaya koyarak Batı medeniyeti ile Doğu medeniyeti arasında ki güç anlayışını ve farkını ortaya koyabilmeliyiz. 

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.