Menü

Pakistan Balkanlaşma yolunda

2007 yılının Aralık ayında Benazir Bhutto’ya düzenlenen suikastın ardından yolsuzluklarla nam salmış eşi Asıf Ali Zerdari’nin Pakistan’ın başına getirilmesi Pakistan’ın bugün geldiği noktayı işaret eden bir kehanet gibiydi. O günlerde kaleme aldığım “Bay Yüzde On ve Pakistan’ın Kıyameti” başlıklı bir analizde Pakistan’ı ve Güney Asya’yı çok zor günlerin beklediğini yazmıştım. Nitekim o günden bugüne yaşanan gelişmeler maalesef ki dilemediğimiz ancak öngördüğümüz doğrultuda gelişti ve gelişmeye de devam ediyor.


ZERDARİ AMERİKAN VALİSİ Mİ?

Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari’nin Pakistan’ın başına geçmesi ile birlikte şiddet ve kaosun merkez üssü Afganistan’dan Pakistan’a taşındı. Eşi Zerdari ile kıyaslanamayacak kadar Pakistanperver bir lider olan Benazir Bhutto, derin bir suikastla ortadan kaldırılarak yerine ABD’ye koşulsuz bir şekilde itaat eden Zerdari getirildi. Zerdari, Pakistan’ın başına geçtiği ilk günden bu yana kendi ülkesinden çok bölgedeki Amerikan menfaatlerine hizmet etti. ABD şu sıralar Pakistan’ı İngilizlerin sömürge yıllarında Hindistan’ı yönettiği şekilde idare ediyor. Pakistan ABD’nin bir sömürgesi ve eyaleti, Zerdari ise bu eyaletin ABD tarafından atanmış bir valisi gibi ABD’ye hizmet ediyor.


Bundan birkaç ay önce, Pakistan’ın özel haber kanallarından Express News’de Pakistan’da artan ABD kaynaklı insansız uçak saldırıları ve sivil kayıplarla ilgili bir haber programını izliyordum. Konuklardan biri de Zerdari’nin eşbaşkanlığını yürüttüğü Pakistan Halk Partisi’nin (PPP) bayan parlamenterlerinden biriydi. Programın moderatörü ismini hatırlayamadığım bu parlamentere, ABD tarafından Pakistan’ın egemenliğini hiçe sayarak Pakistan topraklarında düzenlenen ve çok sayıda sivilin yaşamını kaybettiği saldırılarından rahatsızlık duyup duymadığını sordu. Parlamenter, Pakistan’ın radikal bir tehdit altında olduğunu ve bu tehdidin bir şekilde ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyerek cevapladı bu soruyu.

Bunun üzerine moderatör; “Bir yabancı ülke sizden izin almadan Pakistan topraklarında askeri operasyon ve hava saldırısı düzenliyor. Militan ya da sivil çocuk, kadın, yaşlı ayırt etmeksizin vatandaşlarınızı öldürüyor. Bundan siz hiç rahatsızlık duymuyor musunuz?” şeklinde sorusunu yinelediğinde bayan parlamenter; “Ama teröristler onların içinde saklanıyor” diyerek tamamladı cevabını. Bu aymaz cevap, Pakistan’ın kimler tarafından nasıl yönetildiğini ve ülkenin ne derece önemli bir tehditle karşı karşıya bulunduğunu anlamak açısından oldukça önemliydi.


ABD tarafından Pakistan’ın siyasal işgali bu şekilde gerçekleştirilirken, diğer yandan da fiziki anlamda Pakistan’daki Amerikan varlığının ülke tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttığını görüyoruz. ABD, dünya üzerindeki en büyük elçiliğini bir karargah ölçeğinde İslamabad’a kuruyor. Sayıları binlerle ifade edilen Hummer askeri araçlarının Karaçi Limanı’ndan ülkeye gizlice sokulması artık gizli bir bilgi değil. Pakistan’ın önemli havalimanlarında FBI ve CIA’nın ofislerinin bulunduğu yönünde gelen haberler var. El Kaide ya da Taliban zanlısı olduğu düşünülen herkes öncelikle FBI ya da CIA ajanları tarafından sorgulanıyor.


GÜNEY ASYA’NIN YENİ ÜSSÜ

Pakistan içlerine saldırı düzenleyen insansız uçakların Pakistan topraklarından havalandığı da kimse tarafından yalanlanmıyor. Afganistan’a gönderilen yeni ABD birliklerinin Afganistan’ın Pakistan ve İran’a sınır noktası olan Helmand bölgesine yerleştirilmesi Pakistan’ın geleceği açısından önemli mesajlar veriyor. Afganistan işgalinin 9. senesinde Pakistan, Irak ve Afganistan’ın da önüne geçerek dünyanın en istikrarsız ve güvenlik bakımından en tehlikeli ülkesi haline getirildi. Şiddet ve kaosun merkez üssü artık maalesef ki Pakistan.


2010 yılının başta Pakistan ve İran olmak üzere Güney Asya açısından çok sıcak geçeceğini söylemek hiç de zor değil.


Tüm bu aşamalar Pakistan ve bölge için hayra alamet bulgular değil. Ortadoğu’nun Irak, İran, Pakistan gibi batılı çıkarlar ve İsrail için potansiyel tehdit içeren unsurlarının etkisiz hale getirilmesi, nükleer silahlarının ve çalışmalarının bertaraf edilmesi, Batı karşıtı genleri ile oynanarak yumuşatılmaları ve küresel güçlerin ekseninde yer alacak ülkeler haline getirilmesi gerekiyor. Bu noktada Pakistan, 170 milyonluk muhafazakâr anti Amerikan nüfusu ve test edilmiş nükleer silahlara sahip olması hasebiyle en önemli tehdidi oluşturuyor. Nükleer silahların tek hamisi olan ve General Ziya-ül Hak’la birlikte “Mücahit Ordu” kimliğine bürünen Pakistan Ordusu, Pakistan’ın ve bölgenin yeniden şekillendirilmesinin önündeki en büyük engel. Gerek Taliban, gerekse El Kaide’nin Pakistan’da yürüttüğü savaş, Pakistan Ordusu’nu yıpratmak ve savaş kabiliyetini zafiyete uğratmak amacını taşıyor.


Böyle bir sonucun da kimin menfaatlerine hizmet edeceği apaçık ortada. Pakistan’ın geleceğinin ve güvenliğinin tek teminatı olan Pakistan Ordusu’nun zafiyete uğratılmasının ardından Pakistan’ın önce bir mezhep çatışmasının içine çekilmesi, ardından da etnik çatışma ve iç savaşa sürüklenmesi Pakistan’a ilişkin Amerikan stratejisinin bir sonraki adımlarını oluşturmaktadır. Karaçi’de Şii’lere ve FATA bölgesinde voleybol maçını izleyenlere düzenlenen intihar saldırıları bu yöndeki kuşkuları artıran cinsten. Böyle bir son ise Pakistan’ın parçalanarak Balkanlaştırılması ve küçük devletlere bölünmesi anlamına geliyor.


DOĞU KÜRE 2010’DA ISINACAK

Son dönemlerde uluslararası arenada vuku bulan bazı gelişmeler de 2010 yılına ilişkin önemli sinyaller veriyor. Amerikan’ın Güney Asya’ya yaptığı büyük askeri yığınak ve yerleşme, Hollanda uçağında gerçekleşen ve El Kaide kaynaklı olduğu ileri sürülen saldırı girişimi, ABD ve İngiltere’nin Yemen’deki elçiliklerini kapatması, Hindistan Genelkurmay Başkanı Kapoor’un Pakistan ve Çin’e yönelik akıl almaz tehdidi 2010 yılına ilişkin önemli savaş planlarının devreye sokulacağı ve Doğu Küre’nin çok ısınacağını ortaya koyuyor.


Dış politikada eksen genişleten ve İran’ı da içine alarak Güney Asya’yı sarsacak kriz ve bölgesel savaşlara kayıtsız kalamayacak Türkiye’nin, “En iyisini umut et, en kötüsüne hazırlan” (Hope for the best, prepare for the worst) yaklaşımıyla stratejiler geliştirmesi gerekiyor.


Yeni Şafak

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.