Menü

Pakistan yeni Irak mı oluyor?

Cumartesi öğleden sonra Marriott Hotel’in birkaç yüz metre ötesinde bulunan Pakistan Parlamentosu’nda heyecanlı anlar yaşanıyordu… Pakistan’ın yeni seçilen Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, Parlamento’daki ilk konuşmasını yapmaktaydı. Başkaları tarafından hazırlandığı her halinden belli olan konuşmasına idealist geçinen liderlerin o klasik sloganıyla başladı Zerdari; “I have a dream for Pakistan” (Pakistan için bir rüyam var). Ve terörle mücadeleden başlayıp, fakirlikle savaşa kadar bir sürü bildik vaatlerle uzayıp gitti Zerdari’nin Pakistanlılara hitabı.


Bu konuşmanın üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki, Bay Zerdari’nin Pakistan rüyasını kabusa dönüştüren o korkunç intihar saldırısı Marriott Hotel’i yerle bir ederken, İslamabad semalarında yankılanan korkunç patlama, Pakistan’ın beklenen kıyameti için üflenen ‘Sur’ gibiydi adeta. Saldırının asıl hedefi ise Pakistan Parlamentosu ve Zerdari idi.


Zerdari’nin Cumhurbaşkanı seçilmesine müteakip yine bu köşede yayımlanan Pakistan analizimizin başlığı ‘Bay Yüzde On ve Pakistan’ın Kıyameti’ şeklindeydi. Zerdari dönemi ile birlikte Pakistan’ın kaderini okumaya yönelik analizlerimizde, bir Amerikan projesi olan Zerdari’yle birlikte Amerikan’ın Pakistan içlerinde daha aktif operasyonlar yürüteceğini, Pakistan’ın ABD için artık bir üs olmaktan çıkıp savaş meydanına dönüşeceğini, Pakistan ve ABD yakınlaşmasının Pakistan’da ciddi güvenlik sorunları yaratacağını ve Pakistan Taliban hareketinin savaşı başta büyük kentler olmak üzere Pakistan geneline yayacağını, Pakistan’ı derinden sarsacak intihar saldırılarının gerçekleşeceğini belirtmiş ve bu süreci ‘Pakistan’ın Kıyameti’ şeklinde yorumlamıştık. Tüm bu saydıklarımızın henüz 15 gün geçmeden gerçekleşmiş olması ve tespitlerimizde yanılmamış olmak içimizde maalesef buruk bir hüzün estiriyor şimdi.


MARRIOTT HOTEL SALDIRISI İLE VERİLEN MESAJLAR

Asıf Ali Zerdari’nin Cumhurbaşkanı sıfatı ile Pakistan Parlamentosu’nda ilk konuşmasını yaptığı saatlerde ve Bush’la önümüzdeki günlerde yapacağı görüşme öncesinde gerçekleştirilen Marriott Hotel saldırısı ile, Pakistan Taliban hareketi, çok önemli bazı mesajlar vermiş bulunuyor. Pakistan Parlamentosu’na oldukça yakın ve sıkı korunan bir bölgede bulunan otele düzenlenen bu büyük saldırı ile şu üç mesaj verilmektedir:


1- Zerdari dönemi ile Veziristan bölgesinde Pakistan Taliban hareketine karşı artan ABD kaynaklı saldırı ve oluşan ABD-Pakistan ittifakına verilen güçlü bir misilleme mesajı.


2- Pazar günü Bush’la görüşmek üzere ABD’ye hareket etmesi beklenen ve Pakistan Taliban hareketine karşı yürütülecek mücadele yöntemlerinin belirleneceği Bush-Zerdari zirvesi öncesi Zerdari’ye uyarı mesajı.

3-Veziristan bölgesiyle sınırlı olan savaşı Pakistan geneline ve büyük kentlere yayarak, büyük hedefleri vuracağız mesajı.


TERÖRÜN KAYNAĞI BÖLGEDEKİ AMERİKAN VARLIĞI

Pakistan toplumu, oldukça muhafazakâr bir toplum. İnançları ve değerleri uğruna aç kalıp, açıkta yatmayı ibadet bilen, dünyanın başka noktalarındaki mazlum Müslümanların dertleriyle dertlenen ve aktif tepkiler koyan, Amerikan karşıtlığı düşmanlık derecesinde ateşli bir halk. Pakistan Taliban hareketine karşı ABD ve Pakistan güvenlik güçleri tarafından yürütülen terörle mücadelede göz ardı edilen hayati nokta da işte burası. Gerek ABD, gerekse Pakistan güçleri, Pakistan Taliban hareketini Afganistan ile Kuzey Batı Pakistan’daki Veziristan bölgesine sıkışıp kalmış, Arap savaşçıların da aralarında bulunduğu bir avuç çapulcu kalkışması sanıyor. Oysa Pakistan Taliban hareketi, ABD’nin bölgedeki varlığını hedef alan ve sanılanın aksine temelini ve gücünü Pakistan halkının anti Amerikan duygularından alan, kökleri Pakistan toplumuna yayılmış geniş tabanlı bir hareket.


12-18 Eylül 2007 tarihleri arasında Amerikan Hükümeti’ne yakın bir şirket tarafından World Public Opinion’a yaptırılan ve Pakistan halkının ABD, terör ve demokrasiye ilişkin nabzını tutan çok önemli bir kamuoyu araştırması vardı. Bu araştırmanın ikinci ve üçüncü sorularında ABD güçleri tarafından Pakistan içlerinde Taliban ve El Kaide’ye karşı yürütülmesi düşünülen askerî operasyonlara karşı ne düşündükleri soruluyordu. Bu soruyu yanıtlayan Pakistanlıların yüzde 95’i buna izin verilmemesi gerektiği yönünde görüş belirtirken, böyle bir operasyonu Pakistan ordusunun yürütmesini isteyenlerin oranı bile sadece yüzde 44’tü. Yine bu araştırmaya göre Pakistanlıların yüzde 72’si Asya’daki ABD varlığını kritik bir tehdit olarak algılarken, yüzde 40’ı Bin Ladin’in yakalanmasına karşı çıkıyordu.


Tüm bunlar gösteriyor ki Pakistan’da ABD’ye karşı güçlü bir antipati ve tepki varken Taliban, El Kaide ve Bin Ladin’e karşı tam tersi güçlü bir sempati oluşmuş durumda. Beğeniriz ya da beğenmeyiz, iyi ya da kötü, kabul etmek gerekir ki, Pakistan’da sayıları 20 bini bulan ve eğitim dışında sosyal misyonlar da üstlenmiş olan medreseler, böyle bir toplum mühendisliğinde önemli rol oynamaktalar. Özellikle Amerikan güdümlü Lal Mescit baskınının ardından medreseler tamamen kaybedilmiştir.


Tüm bu tespitleri birleştirdiğimizde karşımıza çıkan tabloda Pakistan’da artan şiddet ve güvenlik sorununun en önemli kaynağını bölgedeki Amerikan varlığına karşı duyulan tepki olarak görürüz. ABD ve koalisyon güçleri bölgeden tamamen çekilmeden gücünü Pakistan halkının anti emperyalist duygularından alan Pakistan Taliban hareketinin ortadan kalkması ve şiddetin son bulması mümkün olmayacaktır. Bu noktada Pakistan ABD ile ne kadar yakınlaşırsa şiddetin dozu da o derece artacaktır.

Bu analizi kaleme aldığımız saatlerde, ABD’ye hareket eden ve Bush’a olan sadakatini sunup, bölgedeki Amerikan çıkarlarını korumak adına yeni talimatlarla dönecek olan Bay Zerdari’nin bu gerçekleri görmesi çok uzak ihtimal.


ABD’NİN DEĞİL, ULEMANIN MÜDAHALESİ GEREKLİ

Pakistan’da artan şiddeti durdurabilmenin ikinci önemli şartı ise, Pakistan ulemasının sürece dahil edilerek bir uzlaşı ve diyalog ortamının yaratılmasıdır. Askerî ve silahlı mücadele yöntemleri terörle mücadele için tek başına yeterli olmayıp sonuç alınması da mümkün değildir. Bu tür yöntemlerin sorunu daha da derinleştirdiği ve çözülemez hale getirdiği aşikardır. Terörle mücadele tarihine bakıldığında tek başına askerî yöntemlerle ortadan kaldırılmış terör hareketlerine rastlamayız.

Bu tespit ve gerçekten yola çıkarak Pakistan Taliban hareketi ile mutlaka uzlaşı ve diyalog ortamı aranarak Pakistan’ın iç güvenliği müemmen hale getirilmelidir. Bu noktada en önemli ve sonuç getirecek rolü Pakistan Taliban hareketi üzerinde yaptırım ve nüfuz gücü olan Pakistan uleması oynayabilir. Ancak, Pakistan ulemasının böyle bir arabuluculuk rolü üstlenmesi, Pakistan hükümetinin ABD ile olan ortaklığına son vermesiyle mümkün olabilecektir.


SAVAŞ AFGANİSTAN’DAN PAKİSTAN’A TAŞINIYOR

Talibanla yürütülen savaş Afganistan’dan Pakistan’a kaymış durumda. Ve cephe her geçen gün daha da genişleyerek geniş bir coğrafyayı etkisi altına alıyor. Pakistan içlerine taşınan bu savaşta uzlaşı seçeneği güçlü bir şekilde masaya konulmayacak olursa, Pakistan’ın yeni bir Irak ve yeni bir Afganistan olması kaçınılmazdır. ABD ile Taliban arasına sıkışıp kalan Pakistan, ülke ve Pakistan halkının çıkarları neyi gerektiriyor ise o yönde hareket etmelidir.


Pakistan ordusu ve hükümetinin terörle mücadelede ABD ile olan ittifakını sürdürmesi ve Pakistan Taliban hareketine karşı alışıldık savaş yöntemlerini kullanmaya devam etmeleri durumunda Pakistan’da istikrar ve huzur ortamı yaratmak mümkün olmayacaktır. Böyle bir durumda ilerleyen günlerde Pakistan’ın İslamabad, Lahor, Karaçi, Haydarabad, Peşaver gibi büyük kentlerinde benzer güçlü saldırıların sürmesi kimseyi şaşırtmamalı.


ABD’nin terörle mücadele adı altında yürüttüğü operasyonlar neticesinde Pakistan’a sıçrayan savaşın Güney Asya’ya yayıldığı ve yerleştiği gerçeğini de unutmamak gerekiyor.


NÜKLEER SİLAHLARA DİKKAT!

Pakistan’da artan istikrarsızlık ve oluşan kaos ortamı Pakistan’ın nükleer silahlarının tekrar masaya yatırılması için bir bahane ortamı yaratmış durumda. Zerdari Pakistan’ın nükleer yeteneği ve çalışmaları için ciddi bir risktir. Kamuoyuna duyurulmayacak olsa da Pakistan’ın elindeki nükleer silahların ve yürütülen çalışmaların geleceği önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Bush – Zerdari zirvesinde mutlaka masaya yatırılacaktır. Nükleer silahlar her ne kadar Pakistan halkı ve ordusu için olmazsa olmaz ise de bu yöndeki çalışmaların durdurulması ya da sekteye uğratılması bile Pakistan’ın nükleer varlığına ciddi zarar verecektir.


Zerdari dönemi, Pakistan tarihinin en acılı yılları olarak hatırlanacak. İstikrarsızlık ortamı ve güvenlik sorunu kısa sürede aşılamayacak olursa, durumdan vazife çıkarmak için fırsat kollayan General Keyani, Pakistan’ın darbe geleneğine bir yenisini ekleyebilir. Çok daha kötüsü ise Zerdari başta olmak üzere siyasi liderlere düzenlenecek suikast girişimleri. Pakistan, tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir tehditle karşı karşıya. Asıl talihsizlik ise dev dalgalarla boğuşmak zorunda kalan Pakistan’ın dümeninde sıradan bir kaptanın olması.

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.