Menü

Şiddetin nedeni değişen güç dengesi mi?

Mavi ve deniz kokusu hayali kurarak gittiğiniz Hint Okyanusu sizi ürkütücü bir uğultuyla karşılar. İrkilir, zor bir coğrafyanın ve çileli bir tarihin iniltisini hissedersiniz adeta.


Hint Okyanusu iklimi altında Güney Asya’yı ilerleyen günlerde daha uğultulu bir atmosferin beklediğini söyleyebiliriz. Mumbai baskınının üzerindeki toz bulutları yavaş yavaş kalkarken, sürecin nasıl bir seyir izleyeceği sorusu da netleşiyor.


HEDEF HİNDİSTAN-PAKİSTAN GERİLİMİ

Evet eylemin hedefinin yavaş yavaş Hindistan-Pakistan gerilimi yaratarak iki testiyi birbirine kırdırmak olduğu belirmiş gibi. Hindistan hükümetinden artan eylemlerden Pakistan’ı sorumlu tutan açıklamalar gelmeye devam ediyor. Hindistan kamuoyu da hükümet üzerinde bu yönde ciddi bir baskı oluşturmaya başlamış durumda. İlerleyen günlerde bu gerilimin artarak tırmanacağını söyleyebiliriz. Hindistan’dan gelen bu suçlamalar karşısında Pakistan güvenlik güçleri teyakkuz haline geçti. Batı Pakistan’da bulunan askeri birliklerin büyük bir bölümü Hindistan sınırına kaydırılıyor.


Yine son üç günden bu yana Karaçi’de başlayan etnik çatışmalar dikkat çekici. Karaçi Pakistan’ın en önemli ticaret ve finans kenti. Birden bire patlayan bombalar ve iki günden bu yana devam eden çatışmaların ortaya çıkardığı tablo vahim. Kentte yaşanan gerilimden dolayı Karaçi’deki tüm eğitim kurumları kapatılmış durumda.


Güney Asya’da yaşanan tüm bu gelişmeler Hint Okyanusu’nun sularını yavaş yavaş ısıtıyor maalesef. Kehanetlere hiç inanmam ama bu gidişat insana Bulgar Kahin Vanga’nın Güney Asya’ya ilişkin kehanetlerini hatırlatıyor.


Uluslararası kamuoyu Güney Asya’da Hindistan ve Pakistan arasında tırmanan bu gerileme acilen el koymak zorundadır. Doğu kültürünün hamasetiyle Pakistan ve Hindistan arasından konvansiyonel olarak başlayacak bir savaşın seyrinin nükleer bir savaşa dönüşmesi içten bile değil. Yıllar önce Pakistan Cumhurbaşkanı İshak Khan’ın Hindistan’ı uyaran, “Eğer Hindistan’la aramızda nükleer bir savaş çıkacak olursa nükleer silaha ilk başvuranın Pakistan olacağı kesin” sözleri kulaklarımda çınlıyor.


TERÖRİSTLER PAKİSTAN KÖKENLİ AMA ÖRGÜT PAKİSTANLI DEĞİL

Saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin Pakistan kökenli oldukları kesinleşmiş durumda. Ancak böyle bir saldırının arkasında Pakistan’ın olduğunu söylemek oldukça güç. Saldırının türü ve niteliği nerdeyse bir savaş ilanını andırıyor. Bir ülkenin ticari başkentini basarak ikiyüz masum insanı öldürmek, ekonomiyi, ticareti ve turizmi baltalamak, toplumsal psikolojiyi alt üst etmek tam bir çılgınlık. Hem de böyle bir saldırıdan sorumlu tutulacak ilk ülkenin Pakistan olduğunu bile bile. Bu açıdan bakıldığında böyle bir saldırıdan Pakistan’ı sorumlu tutmak kolay olanı yapmak olacaktır.


GÜÇ DENGESİ DEĞİŞİYOR

Batılı birçok ekonomist ve stratejistin son birkaç yıldır üstüne basa basa vurguladığı bir gerçek var. Uluslararası güç dengesi artık Batı’dan Doğu’ya doğru kayıyor. Güney Asya, Hindistan ve Çin eksenli oluşan ekonomik, politik ve stratejik güç dengesi yüz yıllardır süren Batı’nın dünya hâkimiyetini ve kontrolünü kaybetmesi anlamına geliyor. Kanıksanmış fakirlikle yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenmiş kanaatkâr Doğu insanı üretmediğini tüketen ve tükettikçe acıkan Batı toplumuna üstünlük sağlıyor.

Hindistan yoğun fakirlikle boğuşan bir ülke olmasına rağmen yüzde 9’lara varan büyüme hızı, nükleer gücü ve uzay çalışmalarıyla Doğu üstünlüğünün kalesi durumunda. Doğu’daki bu önü alınamaz yükselişin bir şekilde durdurulması gerekiyordu. Mumbai’de gerçekleşen bu derin saldırıdan sonra Batı’dan Doğu’ya doğru kayan ekonominin içine gireceği psikolojiyi, yatırımcının ruh halini, Hindistan ve Doğu’nun halini hayal edebilir misiniz?


Dikkat çekilmesi gereken diğer önemli bir konu ise her geçen sene Güney Asya’nın güvenlik bakımından giderek daha sorunlu bir bölge haline geldiği. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan’ın işgaliyle başlayan bir terör ikliminin yavaş, yavaş bölgeyi etkisi altına aldığını görüyoruz. Afganistan’la başlayan, Pakistan’la devam eden ve Hindistan’ı da etkisi altına alan bu terör iklimi, Afganistan ve Keşmir sorunları halledilmediği sürece sona erecek gibi görünmüyor. Terör, Güney Asya’da bir veba gibi diğer ülkelere de sirayet ederek etki alanını genişletiyor.


Bölgedeki kaos ortamı kimi güçlerin bölgedeki menfaatleri için gerekli bir ortam. Örneğin böyle bir ortam dünya uyuşturucu üretiminin yüzde 93’ünü gerçekleştirmek için oldukça uygun ortam. Enerji bölgelerine yakın olmak, bölgedeki nükleer potansiyeli kontrol altında tutabilmek için kaos ve kargaşa ortamının maalesef sürekli zinde tutulması gerekiyor.


TÜRKİYE BÖLGE’DE AKTİF ROL ALMALI

Türkiye, bölgede önemli ve etkin bir rol oynayabilecek potansiyellere sahip bir ülke. Bir süredir kendi coğrafyasında önemli bir barış rolü üstlenen Türkiye, Suriye ile İsrail, Ermenistan ile Azerbaycan, İran ile ABD arasında oynadığı iyi niyet ve barış elçiliği rolünü Pakistan’la Hindistan arasındaki Keşmir krizi için de oynamalıdır. Üstlenilecek bu rol bölgenin barış ve istikrarına katkı sağlamanın yanı sıra Türkiye’yi Güney Asya’da daha etkin bir ülke haline de getirecektir. Bu role Obama soyunmadan önce, Başbakan Erdoğan el koymalıdır.

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.