Menü

Son Umut, Son Kale…

Ortadoğu’nun içinden geçtiği sürece kuş bakışı bakıyorum. Osmanlı’nın savaşlarla dolu son yıllarını yad ettiren acı bir manzara ile yüzleşiyorum…


Libya’dan Mısır’a Suriye’den Irak’a Ortadoğu yeni açılmış ve genişletilen cephelerle dolu… Ortadoğu daha da derinleştirilmeye çalışılan kan dondurucu savaşlarla sarsılıyor, kavruluyor. Ümmet’in çocukları her biri bir “Medinetüsselam” yani barış ve kardeşlik yurdu olan İslam kentlerinin sokak ve caddelerinde parçalanmış bedenleri kanlarımızı donduruyor, insanlığımızı sorgulatıyor.


Adını İslam’la anan bir örgüt ele geçirdiği bir İslam coğrafyasında esir aldığı 1700’ü aşkın Müslüman polis ve askeri kurşuna dizerek infaz ediyor ve dehşet görüntülerini yayarak korku ve vahşet iklimi yayıyor.

Sonra peygamberim geliyor aklıma. Bedir savaşı canlanıyor zihnimde… Esir düşen her bir müşriğe Müslüman gençlere okuma yazma öğretme karşılığında özgürlüğünü bahşeden O ulvi peygamberi buğulu gözlerle yad ediyorum…Derken Arif Nihat Asya’nın Seccaden Kumlardı şiiri dökülüyor dudaklarımdan;


“Gel, ey Muhammed, bahardır…

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır…

Hacdan döner gibi gel;

Mi’râc’dan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!


Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor…

Diller, sayfalar, satırlar

“Ebu Leheb öldü” diyorlar.

Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed ”

Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!..”


Ve sonra birkaç hafta önce AK Parti Genel Merkezi’nde ziyaretime gelen İki ABD Müslüman temsilcisinin ayrılırken kulağıma fısıldadıkları bir cümleyle kendime geliyorum… “Türkiye ümmetin son umudu, son kalesi” damarlarımdan çekilmeye yüz tutmuş kan kurak bir yaz sonrası toprağa düşen yağmur damlaları gibi yeniden can veriyor mahzun ruhuma…


Geçtiğimiz sene Asya’nın steplerinden Keşmir Müslümanlarını temsilen TBMM’de ziyaretime gelen Abdurreşid Turabi ve heyetinin sözleri çınlıyor kulaklarımda. “Filistin’de Somali’de Arakan’da Suriye’de Mısır’da tüm mazlum Müslümanların yanındasınız. Hamilik ruhunu yeniden kazandınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Keşmirli Müslümanların selamını getirdik. Bizi de himaye edin sesimizi duyun.”


Bir kez daha anlıyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece bizim meclisimiz değil. Kendini mazlum ve kimsesiz hisseden tüm Müslüman coğrafyaların meclisi. Üstlendiğimiz misyon son derece önemli ve kutsi bir misyon. Ve biliyorum ki Allah’u Teala bu ulvi misyonu her millete vermez, nasip etmez.


Türkiye Ümmetin son umudu ve son kalesi… Bu son umudu tüketmek ve bu son kaleyi de düşürmek için Gezi ve 17 Aralık operasyonlarına maruz kaldık. Biliyorlar ki Türkiye düşerse Batı’da Rabat’tan Kahire’ye Doğu’da İslamabad’tan Jakarta’ya bütün İslam başkentleri tek tek düşer, diz çöker…


Dünyadan uzak, kimselerin bilip tanımadığı Hint Okyanusunun minicik ada ülkesi Mauritius’tan Recep Tayyip Erdoğan’a Twitter üzerinden selam gönderen bir annenin de son umudu olduğumuzu bilmek zorundayız.


Zengin dünyanın gözleri önünde açlıktan ölmek üzereyken yetiştiğimiz Somalili kardeşlerimizin “geleceğinizi biliyorduk” sözlerini hakketmek zorundayız.


Sarsılmadan dimdik saf düzeninde durmalıyız… İnanmış, iman etmiş bir dava ruhu ile sarsılmadan yürümeliyiz… Yeryüzünün mazlumlarını, ümmetin çocuklarını düşünerek bir Musa gibi yürümeliyiz… Ateşlere atılırken İbrahim gibi serin Allah’a adanmış ruhlarımızla yeryüzünde barışı, kardeşliği, huzuru, paylaşımı hakim kılmak için mütevekkil yürümeliyiz… Allah’ın bize yazdığı kaderi değiştiremeyeceğimizi nerede olursak olalım ölümün bizleri er ya da geç bulacağını bilerek bakmalıyız ufka… İhanetler bizi asla yeise düşürmemeli, yolumuzdan alıkoymamalı….


Ve şer orduları kapılarımıza dayandığında Sevr Mağarasından yükselen o mesajı unutmamalıyız “La Tahzen İnnallahe Maana- Mahzun Olma Allah Bizimle Beraber”


Şimdi ümmetin çocuklarının sokaklara saçılmış masum cesetleriyle sarsılıp kendimize gelme zamanı. Kendimizi keşfedip, ruhumuzu yeniden giyinme zamanı. Külümüzden yeniden doğma zamanı…

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.