Menü

Ümmetin Kaderi ve Erdoğan…

Eğer Rabbim yeryüzüne yeni bir elçi gönderecek olsaydı inananlara ilk emri “Oku” yerine “Birleşin” olurdu sanırım… Alem-i İslam’ın mübarek Ramazan ayında içinde bulunduğu hal-i pür melaline bakınca içimden buruk duygularla böyle bir sanı geçiyor işte…


Mübarek aylarda birbirleri ile “Barışan” bir ümmet olmaktan çıkıp birbirleri ile “Savaşan” ümmet zilletine düştük. Ümmetin hali bu olunca İsrail’e düşen de cesetlerimiz üzerinde uçuşan akbabalık rolü oluyor haliyle…


Bazen Arap kardeşlerimi yakalarından tutup; “Ey Allah’ın Habibinin torunları, size ne oluyor da çocuklarınızın katlini ve Gazze’ye düşen her bir bombayı alkışlar ve sevinç çığlıkları atarak yamaçlardan izleyen Yahudiler gibi izliyorsunuz. Muhammed Mustafa aşkına kendinize gelin!” diyerek sarsmak geçiyor. Ta ki hipnozdan uyanıp kendilerine gelinceye kadar…


Sahi ne fark var sigara ve alkol eşliğinde Gazze’nin bağrına düşen her bir bombayı aksiyon filmi izler gibi büyük bir keyifle izleyen Yahudilerle aramızda? Onlar da izliyor biz de. Tek fark onlar bir aksiyon filmi biz ise bir trajedi ve dram izliyoruz…


Sanırım işe önce Arap kardeşlerimizi birleştirmek, bütünleştirmek tek bir Arap ruhu oluşturmaktan başlamalıyız. Sonra da ümmet ruhu. Çıkıp onlara “Aynı dil, din ve kültürden 22 suni sınırla daha ne kadar öleceksiniz, sömürüleceksiniz?” demekle başlamalıyız. Lawrence’ın bu coğrafyaya ektiği her bir fitne tohumumu tek tek bulup, söküp atmalıyız. Her bir STK mız bu yönde bir misyon üstlenmeli.


Çünkü birileri bizi öldürmeye devam ettikçe, evlerimizi başımıza yıktıkça bizim çadıra, ilaca ve gıdaya olan ihtiyacımız asla bitmeyecek ve bu döngü asla son bulmayacak. İyisi mi biz öldürülmemenin, evlerimizi başımıza yıktırmamanın bir yolunu bulalım. Yoksa bize ne çadır dayanır, ne ilaç, ne de gıda…


Dışişlerimizin önünde uzun vadeli Kuzey doğumuzda Türk dünyasını, Güneyimizde Arap dünyasını, Batıda ise ortak bir Balkan ruhunu oluşturmak gibi uzun vadeli bir stratejik yol haritasının olması gerekiyor. Belli ki parçaları bir sarraf ustalığı ile tek tek birleştirmemiz, kaynatmamız ve kusursuz bir işçilikle süslememiz gerekiyor.


Cumhurbaşkanlığı süresince Sayın Erdoğan’ın önündeki en önemli misyonlardan biri de Arap dünyasından başlayarak ümmetin birliği ve bütünlüğü üzerinde çalışmak olmalı. Ve öyle de olacak sanıyorum.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlangıç noktalarından biri de İslam İşbirliği Teşkilatı’nı revizyondan geçirip aktif bir siyasi misyon yüklemek olmalı. Arap coğrafyasının üzerine kurulmuş hipnozları ve yazılmış kara büyüleri tek tek bozarak Türkiye’deki sessiz devrimin bir benzerini Arap ve İslam dünyasında gerçekleştirmeli. Bunu yeryüzünde gerçekleştirebilme potansiyellerine sahip tek kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır. İslam dünyasındaki hem algı hem de beklenti bu yönde… Ve Rabbimden dilerim ki, Cumhurbaşkanı vasfıyla Erdoğan’ın bu yönde yazılmış bir kaderi olsun…


Etkin Bir Cumhurbaşkanlığı İçin Özel Temsilciler

Seçildikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta İslam coğrafyasının sıcak bölgeleri olmak üzere her bir bölge için özel temsilci atayarak geniş bir özel temsilciler kurulu ile etkin ve verimli bir nüfuz coğrafyası politikası uygulamalıdır.

Söz konusu özel temsilciler sadece Türk kökenli olmamalıdır. Farklı milletlerden yetişmiş, öne çıkmış, donanımlı, misyon ve vizyon sahibi uzmanlar da özellikle tercih edilmelidir.


İhtiyaca göre gerekirse bir Filistinliyi Filistin, Afganlı uzmanı Afganistan özel temsilcisi olarak atayabilmelidir. Bu şekilde bir yandan özel temsilcilik misyonu çok etkin ve verimli hale getirilirken, diğer yandan da Türkiye ve Türkiye Cumhurbaşkanının farklı coğrafyalardaki etkinliği ve nüfuzu genişlemiş ve daha da güçlenmiş olacaktır.


İİT Yeniden Yapılandırılmalı

Cumhurbaşkanı olarak Sayın Erdoğan’ın üzerinde önemle çalışması gereken bir diğer konu da İslam İşbirliği Teşkilatının yeniden yapılandırılması konusu olmalıdır. İİT’nın yaptırım gücü olan bir yapıya kavuşturulması ve aldığı kararların bir bağlayıcılık niteliğinin olması İslam Âleminin geleceği, güvenliği ve bütünlüğü açısından son derece önemlidir.


İİT içerisinde özellikle İslam Âleminin kendi içindeki kriz ve anlaşmazlıkları çatışma noktasına varmadan, çatışmaya dönüşmüş krizleri ise dış müdahaleler olmadan çözebilecek son derece güçlü bir Uluslararası İslam Mahkemesi’nin oluşturulması bir başka gerekliliktir.


Erdoğanlı Cumhurbaşkanlığı günlerinin Millet ve Ümmet üzerindeki belirgin etkilerini kısa sürede göreceğiz inşallah…

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.