Menü

Yeni Türkiye (1)

İnsanlar için olduğu gibi milletler ve ülkeler için de çizilmiş, yazılmış kaderler vardır. Milletler ve ülkeler de insanlar gibi doğar, büyüyüp güçlenir, yaşlanır ve zayıflarlar. Coğrafyalar için göklerden gelen kaderler vardır. Kur’an-ı Kerim’de Allahu Taala “Veli Külli Ümmetin Ecelün” ayetinde “Her Milletin Bir Eceli Vardır” derken kendisi dışında hiç bir varlığın baki olmadığına işaret eder.


Yeryüzünde millet ve ülkelerin kaderleri üstlendikleri misyonlara göre şekillenir. Bu misyonlar “Şer” ve “Hayır” misyonlarıdır. Yeryüzünde adaleti, iyiliği, güzelliği ve paylaşımı üstlenmiş ve misyon edinmiş iseniz yeryüzündeki hükmünüz o denli güçlü ve ömrünüz o denli uzun oluyor. Hem siyasi hem de nüfuz sınırlarınız coğrafyaları aşarak olabildiğince genişliyor. “Güç” değil “Hak” merkezli duruş ve çıkışlarınız siz farkında dahi olmadan yeryüzünün en uç noktasına, en kılcal damarına kadar taşıyor sizi.


Bir örnek vermek gerekirse; Mauritius Hint Okyanusu’nda çoğumuzun adını duymadığı, yerini bilmediği 1,3 milyon nüfuslu küçük bir ada ülkesi. Bu ülkeden beni takip eden bir twitter takipçimin gönderdiği tweet son derece anlamlıydı. Mauritiuslu takipçim annesinin Recep Tayyip Erdoğan’ı çok sevdiğini ve selamını Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletmem ricasında bulunuyordu. Yeryüzünün gözlerden ırak tenha noktalarında insanların yüreklerinde ve zihinlerinde oluşan müspet Türkiye algısı ve sempatisinin en önemli kaynağı şüphesiz Erdoğan ve Türkiye’sinin küresel adaletsizlik ve zulüm karşısında hak ve adalet merkezli samimi ve vakarlı duruşudur.


Türkiye son 10 yıllık dönem içerisinde baş döndürücü reformlara imza atmış bir ülkedir. Cumhuriyet tarihi boyunca şekil değiştirerek halk iradesini bir şekilde devre dışı bırakmış vesayet rejimleri dönemi sona ermiştir. Halk iradesi cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar güçlenmiş ve ülkenin mutlak hakim gücü haline gelmiştir. Darbe ve cunta ilk kez yargı önüne çıkarılmış ve mahkum edilmiştir. Türkiye  Cumhuriyet tarihinin en özgür Türkiye’si haline gelmiştir. Bireysel özgürlükler en üst seviyeye çıkmıştır. Asla çözülemez gibi görülen yarım asırlık Kürt Meselesi çözüm noktasına taşınmıştır. Batılı ekonomiler fetret süreci yaşarken, Türkiye ekonomisi en güçlü ekonomilere meydan okuyan her türlü buhrana karşı dirençli bir ekonomi haline gelmiştir. Esnafıyla, çiftçisiyle, memuru ve gurbetçisi ile Türk halkı özgüven devrimi yaşamış ve kaybettiği özgüvenini yeniden kazanmıştır. Türkiye tarihinde olmadığı kadar güç devşirmiş ve Osmanlı sonrası Türkiye’yi mahpus etmek büyütmeyip kadük bırakmak için çizilmiş kırmızı çizgileri aşmıştır.


Yunanlı Yazar Vaggelis Papadopulos yazdığı Recep Tayyip Erdoğan isimli biyografi kitabında Türkiye’yi “Batmak üzereyken Erdoğan tarafından 10 yılda dünyanın en büyük 3. gücü haline getirilmiş bir ülke” olarak tanımlamıştır.


Türkiye’nin nüfuz coğrafyası Doğu ile Batı Kuzey ile Güney arasında Cumhuriyet tarihinin en geniş noktalarına ulaşmıştır. Türkiye’nin ekonomik büyümesi, artan özgürlük alanları ve genişleyen demokrasi kültürü ile birlikte Keşmir’den Somali ve Bosna’ya Arakan’dan Gazze’ye mazlum milletlerin haklarını da savunur konumuna gelmesi Türkiye’nin itibarını artırırken nüfuz coğrafyasını da dünyanın en uç noktaların kılcal damarlarına kadar genişletmiştir.


Geçtiğimiz sene Keşmir Cemaati İslami Partisi Başkanı Abdurreşid Turabi Başkanlığı’nda TBMM de ziyaretime gelen Keşmir heyetinin söyledikleri Türkiye’nin dış dünyada nasıl bir algı sahibi olduğunu göstermesi bakımından son derece manidardı. Keşmir heyeti başkanı Turabi “Görüyoruz ki Türkiye artık o eski mazlum milletlerin hamisi olma misyonunu yeniden üstlenmiş. Bakıyoruz ki zengin dünyanın suskunluğuna rağmen açlıktan kırılan Somali halkının yanında herkesten önce Türkiye ve Erdoğan var. Gazze meselesini en güçlü ve samimi şekilde savunan sizsiniz. Ekonomik ve siyasi menfaatlerinize ters düşmesine rağmen bakıyoruz ki Suriye’de zalimin değil mazlumun yanındasınız. Artık yeryüzündeki haksızlıklara Osmanlı döneminde olduğu gibi “One Minute” diyen bir Türkiye var. Biz de Keşmir’den buraya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelerek Türkiye ve Erdoğan’dan mazlum Keşmir halkının da haklarını savunmalarını ve sahiplenmelerini istemek için geldik” diyordu. Bu anlamda Keşmir heyetinin sahip olduğu bu algıyı ölçü alırsak TBMM artık sadece Türkiye’nin ve Türk halkının değil kendini mazlum ve kimsesiz hisseden tüm coğrafyaların meclisi konumundadır.


Nereden bakarsak bakalım Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Erdoğan dönemi bize Osmanlı tarihinde Kanuni dönemini hatırlatıyor. Diğer bir deyişle Osmanlı tarihinde  Kanuni dönemi neyse Türkiye Cumhuriyeti’nde Erdoğan dönemi de o’dur.


Türkiye kendi içinde bu baş döndürücü özgürlük, demokrasi, ekonomik büyüme hızını yakalarken Batı ise ekonomik, demografik anlamda bir gerileme sürecine girmiştir. Tahterevallinin Batı yakası aşağı doğru irtifa kaybederken Doğu yakası yukarı doğru yükseliş seyrini yakalamıştır.


Bir yandan Türkiye’nin kendi içinde 10 yıllık süreçte elde ettiği olağanüstü büyüme ve gelişim diğer yanda dışarda Batı’nın gerileme süreciyle Türkiye çevresinde oluşan konjonktürel zemin ve atmosfer yeni bir Türkiye’nin doğuşunu hazırlamıştır.


YERYÜZÜNDE GÜÇ EL DEĞİŞTİRİYOR

Yeryüzünün siyasi, ekonomik, sosyal ve coğrafi anlamda bir değişim, dönüşüm yaşadığı tarihi bir süreçten geçiyoruz. Aslında bu değişim eskiden büyük fetihlerle ya da dünya savaşlarıyla kapanıp açılan bir yeni çağın başlangıcını işaret ediyor. Sömürü, güç ve kaba kuvvet çağının kapandığını, yerine paylaşım ve hak merkezli bir çağın yaklaştığını söyleyebiliriz.


Yeryüzündeki güç merkezleri tektonik plakalar gibi kayarak yer değiştiriyor. Güç merkezlerindeki bu değişim ve kaymalar tektonik plakaların yarattığı deprem ve sarsıntılar gibi dünyanın çeşitli noktalarındaki eskimiş rejimleri sarsıyor ve çökertiyor. Ortadoğu’nun içinden geçtiği Arap Baharı da yeryüzünün güç plakalarında yaşanan sıkışma ve gerilimin doğal sonuçlarıdır. Ortadoğu’nun kaderinde halk iradelerinden oluşan yönetimlerin iş başına geçeceği yeni bir dönem vardır. Çok sancılı da olsa zaman alacak da olsa bu dönem kaçınılmaz bir dönüşüm sürecidir.


Türkiye’nin yukarıda bahsettiğimiz kendi içinde yaşadığı büyüme ve güçlenme eksenli büyük dönüşüm, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak üzere yakın coğrafyasında gelişen değişim ve dönüşüm süreçleri, Batı aleminin sürükleniyor olduğu ekonomik ve demografik buhran süreci ve oluşan yeni küresel konjonktür “Yeni Türkiye’yi hazırlayan çok önemli faktörlerdir.

Peki “Yeni Türkiye” nasıl bir Türkiye olacaktır ve olmalıdır?


YENİ TÜRKİYE, YENİ BİR MEDENİYET TASAVVURU OLAN BİR TÜRKİYE’DİR

Başta Kürt ve terör meselesi olmak üzere kendi içerisinde tüm sorunlarından arınmış, vesayetlerden kurtulmuş, özgürlükleri özümsemiş, dinamik ve üretken bir ekonomisi ile Yeni Türkiye, sadece kendi coğrafyasına değil bütün bir dünyaya yeni bir medeniyet tasavvuru sunan bir Türkiye olmak zorundadır. Yeni Türkiye’nin yeni medeniyet tasavvuru ise Bugün hakim olan “Güç” ve “Sömürü” merkezli  medeniyet yerine insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu  “Hak” ve “Paylaşım” merkezli bir medeniyet anlayışı sunmalıdır.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Birleşmiş Milletlerin bugünkü yapısını eleştirirken aslında yeni bir medeniyet tasavvurunu ortaya koymaktadır. Soğuk savaş döneminde şekillenmiş olan BM asli misyonu olan savaşların önlenmesi ve barışın tesisi konusunda son derece başarısız olmuş ve haklının değil güçlünün referans merkezi haline gelmiştir.


Erdoğan Türkiye’sinin özellikle son 10 yıllık süreçte yeryüzünde hiç bir renk, etnik, mezhep ve din ayırt etmeksizin küresel ölçekte haksızlık ve adaletsizlikleri eleştirerek mazlumların haklarını savunur pozisyona gelmesi, Yeni Türkiye’nin küresel siyasi arenaya taşımaya başladığı yeni medeniyet tasavvuru niteliğindedir.


Yeni Türkiye’nin yeni medeniyet tasavvuru siyasal sistemle sınırlı kalmayıp kültür, sanat, şehircilik ve mimari alanları da kapsamalıdır.


İnsanların kendilerini kaybettikleri değil kendilerini buldukları, şairlerin şiirlerine ilham kaynağı olacak ruh ve mana şehirleri hayal ve inşa edecek bir Türkiye olmalıdır Yeni Türkiye.


Hangi dilden olursa olsun insanların ruhlarına dokunacak, yüreklerine sükun damıtacak çağlar üzere evrensel musiki eserleri sunabilmeli Yeni Türkiye’nin medeniyet tasavvuru. En güzel şiirler, en güçlü kültürel eserler sunulabilmeli insanlığın açlıktan kıvranan ruhuna.


Bu anlamda Yeni Türkiye mevcut küresel sistemi sorgulayarak insanlığa her anlamda ihtiyaç duyduğu yeni ve daha adil, paylaşımcı bir medeniyet tasavvuru sunan bir Türkiye olmalıdır.


YENİ TÜRKİYE SINIRLARIN ÖTESİ İÇİN DE VAR OLABİLEN BİR TÜRKİYE’DİR

Türkiye, Doğu’da Myanmar ve Japonya’dan Batı’da İngiltere’nin Man Adalarına kadar 38 ülkede 76 noktada şehitliği bulunan bir medeniyetin torunları tarafından  kurulmuş bir ülkedir.


Türk toplumunun genlerinde hangi milletten ve dinden olursa olsun mazlum ve muhtaç milletler için hamilik ve sahiplenme şifreleri vardır. Tarih boyunca 1547’de Endonezya’nın Açe adasında ki Müslümanların Sultan 2. Selim’den Portekiz işgaline karşı istediği yardım talebinden tutun 1846 yılında İrlanda’da yaşanan büyük açlıkta Sultan Abdülmecid’in İrlandalılara gönderdiği gıda yardımına kadar Osmanlı ve sonrasında Türkiye tarihi mazlum ve muhtaç milletler için yapılan yardımlar ve hamilik hikayeleriyle doludur.


Yakın zamanımızda Türkiye’nin zengin Batının suskunluğuna rağmen Somali için ortaya koyduğu karşılıksız yardım çabaları bütün dünyada yankı uyandırmıştır. Somali diasporası tüm dünyada Türkiye’nin bu çabalarını her platformda gündemde tutar hale gelmiş ve adeta Somali Türkiye’nin bir parçası gibi algı oluşturmuştur.


Türkiye Myanmar’da katliamlara uğrayan Arakan Müslümanlarına hamilik elini ilk uzatan ülke olmuş Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendi Arakan Müslümanlarını ziyaret eden ilk yabancı heyet olmuştur.


TİKA bugün din dil ırk ayırt etmeden yeryüzünün her bir noktasında insanlığa altyapıdan eğitim ve sağlık hizmetlerine, su tedarikinden temel gıda desteği ve tarihi mekan restorasyonlarına hizmetler sunmaktadır.

Yeni Türkiye, sadece Müslüman coğrafyaların değil, Papua Yeni Gine’de hala cadı oldukları suçlamaları ile yakılarak öldürülen masum kadınların da dertlerini misyon edinen bir Türkiye olmalıdır.


Bu anlamda Yeni Türkiye tarihi misyonlarını yeniden üstlenmiş tenha ve terkedilmiş coğrafyalardaki mazlumların hakların haklarını koruyan ve hamilik eden bir Türkiye’dir.


YENİ TÜRKİYE, TÜM FARKLILIKLAR İÇİN YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE’DİR

Türkiye, Cumhuriyet sonrası kendi içinde yaşadığı etnik ve mezhepsel farklılıklar, azınlık hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda sancılı yıllar yaşamış ve kısmen de yaşamakta olan bir ülkedir.


Türkiye, hangi dil, din, ırk, mezhep ve renkten olursa olsun tek bir birey dahi olsa o vatandaşının tüm haklarını garanti altına alan, koruyan bir ülke olmak zorundadır. Türkiye, tüm farklılıklar için yaşanabilir bir coğrafya haline geldiğinde bırakın bölünmeyi insanların vatandaşı olmak, içinde yaşamak için sınırlarına akın ettiği bir ülke haline gelecektir.


Zenginlik ve özgürlük Türkiye’yi herkes için yaşanabilir bir cazibe coğrafyasına dönüştürecektir. Türkiye’nin özellikle etnik ve mezhepsel farklılıklar, azınlıklar için kırmızı çizgileri net bir şekilde çizilmiş son derece geniş bir özgürlük tanımı ortaya koyması gerekir. Kırmızı çizgi bu coğrafyada yeni sınırlara izin vermeyecek çizgilerdir. Kürt meselesinde özgürlüklerin gecikerek hayata geçirilmesi Kürt halkı nezdinde PKK gibi bir terör örgütüne meşruiyet kazandırmış ve AK Parti iktidarı tarafından siyasi riskler alınarak verilen hak ve özgürlükler PKK’nın verdiği savaşla elde edilmiş haklar şeklinde bir algı yaratmıştır.


Yeni Türkiye, yersiz korku ve tabularından sıyrılmış, oluşturduğu geniş özgürlük alanlarıyla herkes için yaşanabilir, zenginlik ve özgürlük bağlamında güçlü bir cazibe merkezi haline gelmiş Türkiye olmalıdır.


YENİ TÜRKİYE, TÜM VESAYETLERDEN KURTULMUŞ BİR TÜRKİYE’DİR

Türkiye, Cumhuriyet sonrası halk iradesi yerine vesayet rejimleri ile anılan bir ülke oldu. Çoğu kere askeri vesayetler ülkenin demokratik yolculuğunu akamete uğratırken format değiştirerek zaman zaman sermaye zaman zaman da medya vesayetine dönüştü. 2003 yılı sonrası AK Parti iktidarları ve Erdoğan’ın vesayetlerle olan mücadelesi 2014 yılına geldiğinde ciddi anlamda sonuç verdi. Darbe ve cunta odakları Türkiye cumhuriyeti tarihinde ilk kez yargı önüne çıkarıldı ve Türkiye başta cuntacılar olmak üzere vesayet odaklarıyla hesaplaştı.


Tüm güçlüklerine rağmen başarılı bir şekilde yürüttüğü vesayetlerle mücadele çabaları sonucunda Türkiye, halk iradesinin en güçlü ve ülke yönetiminde mutlak hakim olduğu bir döneme girmiştir.


Yeni Türkiye askeri, medya ve sermaye vesayetlerinden kurtulmuş halk iradesinin en güçlü devrini yaşadığı Türkiye’dir.


YENİ TÜRKİYE, DIŞ DÜNYADA İTİBAR SAHİBİ BİR TÜRKİYE’DİR

İçeride yakaladığı ekonomik dinamizm, sosyal barış ve genişleyen özgürlük alanlarıyla birlikte Türkiye’nin uluslararası arenada itibarı Cumhuriyet tarihinin en üst seviyelerine çıkmıştır. Türkiye bu süreçte ilk kez BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilirken, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlığı, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreterliği gibi uluslararası örgütlerin başkanlığını ve temsilini başarıyla yürütmüştür.


Türk pasaportunun ve vatandaşlığının itibarı dış dünyada önem ve değer kazanmıştır. “One Minute” çıkışı ile Türkiye ve Başbakan Erdoğan bütün İslam Aleminin sempati ve desteğini kazanmış İslam Coğrafyasında Türkiye’nin nüfuzu zirve noktaya taşınmıştır. “One Minute” çıkışı İslam coğrafyasının şuur altındaki baş edilemez güç olarak yerleştirilmiş İsrail algısını yıkmış ve Erdoğan’ı Ortadoğu halkları nezdinde de lider konumuna taşımıştır. “One Minute” olayı ile beraber Türkiye’nin Ortadoğu üzerindeki nüfuzu perçinlenmiştir.


Dünyanın 17. Büyük ekonomisi olan ve 16. Büyük ekonomi olma yolunda olan Türkiye’nin itibarı Cumhuriyet tarihinin en üst seviyelerine yükselmiştir. Yeni Türkiye’yi tanımlayan Yunanlı gazeteci-yazar Vaggelis Papadopulos yazdığı Recep Tayyip Erdoğan isimli kitabında Erdoğan için “İflas etmiş ülkeyi 10 yıl içinde dünyanın üçüncü gücü hâline getirdi” derken, Selanik Aristotelios Üniversitesi Öğretim Üyesi Spiros Sfetas da, Erdoğan’ın bir “fenomen” haline geldiğini belirterek, “Keşke bizim de böyle bir siyasetçimiz, bir Erdoğan’ımız olsaydı” diyor.


Türkiye’nin düşman sıralamasında ilk sırada yer alan Yunan entelektüellerinin sahip olduğu Türkiye ve Erdoğan algısı Yeni Türkiye algısının sınırlarını ortaya koyması bakımından son derece anlamlı ve manidardır.

30 Eylül 2012 Pazar günü yapılan AK Parti 4. Büyük Olağan Kongresi’nde konuşan Tunus Nahda Hareketi Lideri Raşid el Gannuşi, ‘Artık Türkçe Tunus dillerinde okutulacak. Türkiye, bugün İslam Aleminin tam kalbinde ve yumuşak bir gücü temsil ediyor’ ifadeleriyle Ortadoğu’daki değişen ve büyüyen Türkiye algısını ve artan nüfuz gücünü ortaya koymaktadır.


Yine Türkiye dış dünyada itibarı son derece yüksek ve aynı zaman İslam Dünyası için de ilham kaynağı olan bir Türkiye’dir.


YENİ TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇ POTANSİYELLERİNİ ORTAYA KOYAN BİR TÜRKİYE’DİR

Türkiye tarihten gelen kalıtsal genleriyle, tarih boyunca üstlenmiş olduğu küresel misyonlarla, dünyanın 38 ülkesinde 76 noktasında var olan şehitlikleriyle, İslam Coğrafyası üzerinde sahip olduğu güçlü nüfuzuyla, genç, üretken ve dinamik nüfusuyla, jeostratejik konumuyla küresel güç potansiyellerine sahip bir ülkedir.


Dünyanın içinden geçtiği değişim ve dönüşüm, küresel güç merkezlerinin yer değiştiriyor olması konjonktürel olarak Türkiye’yi küresel bir güce dönüştürmektedir. Türkiye istemese de konjonktür ve küresel kader Türkiye’ye bu misyonu yükleyecektir.


İstanbul’a yapılacak olan Kanal İstanbul, Dünyanın en büyük havalimanı, 3. Köprü  projeleri, savunma sanayinde Türkiye’nin kat ettiği mesafeler Türkiye’nin kaderini değiştiren önemli projelerdir.


Kanal İstanbul, İstanbul ve Çanakkale boğazlarıyla birlikte Türkiye, dünyanın en stratejik 3 su yoluna sahip olacaktır. İnşa edilecek dünyanın en büyük havalimanı ve Kanal İstanbul projeleri ile Türkiye, dünya hava ve su ulaşımı taşımacılığı üzerinde söz sahibi önemli bir güç haline gelecektir. Doğu ile Batı, Kuzey ile Güneyi birbirine bağlayan Türkiye, bu jeostratejik önemi ile en az petrol kadar kıymetli bir zenginliğe sahip olacaktır.


Türkiye tarihinde ilk kez Asya ile Avrupa’yı Kuzey ile Güney’i birbirine bağlayan jeostratejik önemini bir zenginlik ve güce dönüştürüyor.


Savunma sanayinde elde edilen mesafeler de Yeni Türkiye’nin küresel güç kaderini şekillendiren önemli kazanımlardır. Türkiye’nin seri üretimlerine geçtiği insansız hava araçlarının (İHA-Gözcü) ilk satışı Katar’a gerçekleştirilmiş bulunuyor. İnsansız hava araçları günümüz savunması ve taarruz sistemleri arasında en stratejik sistemlerden birisidir.


Türk Savunma Sanayi ve Deniz Kuvvetleri’nin üzerinde çalıştığı MİLGEM Projesi Akdeniz ve Karadeniz’de güç dengelerini altüst edecek projelerden birisidir. Projeyi gündeme taşıyan Jerusalem Post gazetesi, Türkiye’de ’ilk yerli uçak gemisi’ olarak tanınan ‘Havuzlu Çıkarma Gemisi’ ihalesinin tamamlanarak projenin uygulamaya geçirilmesi yolunda ilk adımın atılmasının İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin tüm güvenlik hesaplamalarını altüst ettiğini yazarak Yeni Türkiye’nin erişmekte olduğu küresel güç potansiyeline dikkat çekmiştir.


Bu anlamda Yeni Türkiye, küresel güç potansiyellerini açığa çıkarmış küresel ölçekte “Aktör” bir Türkiye’dir.


YENİ TÜRKİYE, YENİ COĞRAFYALAR HAYAL EDEBİLEN BİR TÜRKİYE’DİR

Tarihin yeniden evindiği bu süreçte Türkiye coğrafya alternatiflerini artırmak zorundadır. AB yol haritamız güncelliğini korumalı ama tek alternatif olmaktan çıkmalıdır. Kayan ve yer değiştiren güç merkezleri ile birlikte küresel anlamda fırsatlar doğmaktadır. Türkiye’nin tarihin bu akışını iyi okuyarak tarihin sunacağı coğrafi fırsatları iyi değerlendirmelidir. Tarihi fırsatlar her yüz yılda bir doğar ve sunulur. Bu anlamda Türkiye’nin fırsatları kaçırarak bir yüz yıl daha bekleme şansı yoktur. Tarih şimdi Türkiye’ye Sınırsız Ortadoğu Projesi’ni (SOP) sunmaktadır.


Arap Baharı ile Ortadoğu yeniden şekillenme sürecine girmiştir. Bir başka deyişle Ortadoğu aslına rücu etmektedir. Arap coğrafyasında yaklaşık 100 yıldan bu yana hüküm süren acı, çatışma, işgal, kaos ikliminin en önemli sebeplerinden biri de oluşturulmuş suni sınırlar sendromu ve bölünmüşlük, parçalanmışlıklardır. Aynı dilden, aynı dinden, aynı kimlikten, aynı kültürden Arap coğrafyasının bölünmüş, parçalanmış 22 sınırla yoluna bir yüz yıl daha devam etmesi olanaksızdır. Unutulmamalıdır ki bu coğrafyada maksatlı oluşturulmuş suni, psikolojik, fitne sınırları yokken Arap, Kürt, Türk, Müslüman, Hristiyan, Musevi, Şii, Sünni her farklı renk ve kültür iç içe barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşamaktaydı.


Akamete uğratılmak istense de, suikastlara maruz kalsa da halk iradelerinden oluşan yönetimlerin hakim olacağı, hüküm süreceği bir Ortadoğu artık kaçınılmazdır. Kısa vadede olmasa da Ortadoğu’nun kaderinde artık yeni bir gelecek vardır. Geleceğin Ortadoğu’dan yükseleceği bir tarihi akış içerisinden geçiyoruz. Ortadoğu’da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu coğrafyada cin uyanmış ve  100 yıldan bu yana hapsedildiği lambadan çıkmış, özgürlüğüne kavuşmuştur. 100 yıldan bu yana bitkisel hayatta uyutulan hasta gözlerini yeni bir geleceğe açmıştır. Ortadoğu halkları 100 yıllık hipnozdan uyanmıştır…


Tarihin karşı konulamaz akışına kapılıp sürüklenmeden bilakis bu akışa yön vererek Türkiye, tüm suni sınırlarından kurtulmuş, ekonomik, güvenlik ve siyasi anlamda AB gibi bütünleşmiş sınırsız bir Ortadoğu’yu hayal edebilmelidir. Sınırsız Ortadoğu Projesi (SOP) bu anlamda Yeni Türkiye’nin kendisini adaması gereken bir projedir. Ortadoğu’nun huzur ve istikrarı, ümmetin selameti için…


Yeni Türkiye, yeni coğrafyalar keşfetmek için yelkenler açmış bir Türkiye’dir…


YENİ TÜRKİYE;

Özgürlüğü, demokrasiyi, bir arada yaşama kültürünü, barış ve istikrarı tasavvur eden sivil anayasaya sahip bir Türkiye’dir.


Risk ve tehditleri göze alıp meydan okuyabilen bir Türkiye’dir.


Liderinin resimleri Ortadoğu’nun fakir ve tenha sokaklarına bir umut olarak çizilmiş Türkiye’dir. Yeryüzündeki haksızlıklara “One Minute” diyebilen aktör bir Türkiye’dir.


Menfaatler politikası değil değerler politikası güden bir Türkiye’dir. Geleceğin kendinden yükseleceği, yeryüzünün umut ve geleceği olan bir Türkiye’dir.


Mazlum milletlerin gözleri ufukta beklediği Türkiye’dir.

Kategoriler:
Makale

Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamıştır.

Yorum Yaz Mail Adresiniz Yayınlanmayacaktır.